Üvey Anne

Nurten Bengi Aksoy

Çocukluğumuzdan beri hep kötü üvey anne veya üvey baba öyküleriyle büyüdük. Kemalettin Tuğcu’nun o acıklı öykülerindeki üvey anneleri gözyaşları içinde hep lanetledik. Çevremizdeki üvey anneleri izledik hep, çocuklarına nasıl davranıyorlar diye. Hep eleştirecek bir şeyler aradık, hep kusur bulduk o annelerde. Ben de ister istemez aynı duyguları taşıyor ve hep “zavallı çocuk” diye niteliyordum o çocukları.

Nereden bilebilirdim ki bir gün ben de bir “üvey anne” olacağım ? Herkes evlendikten sonra anne olurken ben daha evlendiğim gün anne olmuştum, hem de on yaşında bir çocuğun annesi. Henüz genç bir kızken arkadaşlarımdan çocuklu beylerle evlenenler olmuştu ve ben o zaman onları yadırgamıştım. Ama eşim bana evlenme teklif ettiğinde çocuğunu (nedendir bilmem) hiç problem etmedim.

İlk başlarda babaannesi ile kalan Elif bir müddet sonra bizim yanımıza yerleşti. Bu arada Emre ve Emir dünyaya geldiler. Elif kardeşlerini çok sevdi, âdeta onlara ikinci bir anne oldu. Bizim ililşkimize gelince; zaman zaman çatışsak da birbirimizi seviyorduk, Elif’in benim için Emre ve Emir’den hiçbir farkı yoktu; ama çevremiz hatta en yakınlarımız bile hep bizi daha doğrusu beni izliyorlardı merakla. Biz Elif’le birbirimize bağlandıkça onlar aramızı açmaya çalışıyorlardı.

Liseye başladığında bu defa Elif’in bir de öğretmeni olmuştum ve aynı şeyleri zaman zaman okulda da yaşadık. Elif’e iyi davransam “bak çocuğuna farklı davranıyor” diyorlardı, sert davrandığımda da “eee tabi üvey anne, ne olacak” deniyordu. Yani ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranabiliyordum.

Derken yıllar geçti ve o uğursuz 1993 yılı geldi… Babamızı yitirdik ve hepimiz yetim kaldık. Ama bu acı olay Elif’le bizi daha çok bağladı birbirimize, sevgimiz daha da bir pekişti. Yıllar sonra o da anne oldu, hem de mükemmel bir anne. İki tane dünya güzeli yavrusu var yani benim torunlarım Ayça ve Arda. Otuz yıla yaklaşan bu zaman diliminde aramızı açmaya çalışanlar hiç ama hiç başarılı olamadılar çok şükür.

Aşağıdaki satırlar bir ayrılık sonrası Elif’in yazdığı bir mektup…yorumu size bırakıyorum…

Ve tüm annelerin anneler gününü kutluyorum.

Buralardan Bir Anne Geçti

Elif Çapkan Aksoy

Hayat bazen insanı öyle dibe indiriyor ki, hiçbir gücün onu bir daha yukarı çıkaramayacağını düşündürüyor. Eğer hala nefes alıyorsan, öyle zamanlarda bile yaşama dair bir umudun var demektir. Benim halim, işte bu umutsuzluk ve dibe inmişlik hali. Uzun zaman içime dönüp bakınca hiçbir ışık, heyecan ve umut bulamadım. Bitkin, bezgin, bıkkın ve bu durumu anlatabilecek ne kadar kelime varsa hepsinin etkisi yüreğimi çevrelemiş, sıkıyordu. Hep bir kaçış ve kurtuluş yolu arıyordum ama insan kendisinden nasıl kaçıp kurtulabilir ki? İhtiyacım olanlar; bir samimi kucaklama, sırtımın sıvazlanması, beni kendime getirecek birkaç söz, gözüme içtenlikle bakılması, yanaklarımdan süzülen gözyaşlarımın silinmesi gibi şeylermiş aslında.

Tüm bunlar için eşimin verdiği desteği asla göz ardı edemem. Hatta hayatımın hala sürüyor olmasının sebebi onun desteği, çocuklarımın sevgisi ve bana olan ihtiyaçlarıdır. Bana gelen bir büyük destek de bir annedendi. O beni doğurmadı. Sadece anne nasıl olunur, evlada neler yapılabilir iyi biliyordu ve bu bilgiyi beceriye dönüştürdü. Bana zaman ayırdı, benim için çaba harcadı. Sevgi emek ister ya hani, işte bana onu verdi. İnsanlar, ‘Doğuran anne’ ve ‘Bakan anne’yi tartışadursun, ben gerçek annenin ‘Anneliği hissettirebilen’ olduğunu düşünüyorum.

Birlikte geçirdiğimiz sayılı günlere rağmen, o günleri dolu dolu yaşattı bu anne. Birlikte geçirdiğimiz son akşamda ona omuzlarına alsın diye bir şal verdim. O gece kullandı ve ertesi gün kaldığı odada bıraktı gitti şalı. Odayı toparlarken şalı elime alınca kokusu burnuma geldi, içime çeke çeke kokladım ben de. ‘İşte!’ dedim, ‘Mis gibi anne kokuyor.’ Bu kokunun bana hissettirdiği şey gerçek anneliğin ne olduğuydu.

Onu bana gönderdiği için Rabbim’e şükürler, bana geldiği içinse o anneye teşekkürler olsun… Dilerim ki; Allah tüm annesizlerin yüreğini avutsun.

Artık başladığım cümleyi tamamlayabilirim…

Buralardan bir ‘anne’ geçti, bana kokusu kaldı…

 

*Her iki yazıda “İmza Ben” adlı kitapta yer almıştır.