Geçtiğimiz aylarda We Play etiktiyle ilk albümünü çıkaran Kerem Turhan ile mini bir röportaj yaptık.

Viral Mecmua özel röportaj

 

Bize kendinizden bahseder misiniz, müzik hayatınıza nasıl girdi?

Ben henüz 3 yaşındayken ablam Elif Turhan İstanbul Devlet Konservatuarı Piyano Bölümü’ne girdi. Bu sayede bizim eve de piyano girmiş oldu. Ayrıca babam da bağlama çalar ve çok güzel türkü söylerdi. Diğer bir değişle kendimi bildim bileli hayatımda müzik hep vardı. İlkokul çağına geldiğimde artık yavaş yavaş müzik konusunu ciddiye almaya başlamıştım. İlk piyano hocam doğal olarak ablam olmuştu. İlerleyen yıllarda Timur Selçuk Çağdaş Müzik Merkezi’nde Özkan Turgay ve Ali Perret’den piyano, Elif Turhan’dan solfej, Timur Selçuk’tan armoni ve Ali Perret’den caz armonisi dersleri aldım. 1991’de Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Bölümü’ne girdim. Sanat anlayışımın, sanata yaklaşımımın şekillendiği, mimarlığa ve müziğe aynı düzlemde bakmayı öğrendiğim yerdir. Son dönemlerde de çeşitli caz, blues ve soul eserlerini funk tarzında yorumladığımız İstanbul Funk Unit grubunda çalmaya başladım ve hala büyük bir keyifle de devam ediyorum.

Kendi şarkılarınızı söylemek ve albüm yapma fikri nasıl oluştu, albüm süreci nasıl gelişti?

Çok şey biriktirmişim bu geçen yıllarda. Bir sürü duyguyu yazıp saklamışım bir yerlere, zamanı geldiğinde çantamdan çıkarıp paylaşmak için. “Bugün artık içimdekileri dışa vurmanın tam zamanıdır” diyerek koyuldum bu yola. Parçaların bir kısmının demoları hazırdı zaten. Bir CD’ye koyup çaldım Teoman’ın kapısını.

Neden Teoman?

Teoman’la arkadaşlığımız 90’lı yılların başlarına uzanır. Hem dostluğuna hem de profesyonelliğine sonuna kadar güvendiğim biridir. Her şeyin ötesinde “başarmış” bir insandır. Eğer bir albüm yapacaksam fikrini almam gereken kişinin o olduğunu düşündüm. Çok da doğru düşünmüşüm. Birlikte parçaları dinlerken bir yandan da konuştuk. Parçalar bittiğinde benim kafamda tüm konsept oluşmuş ve süreç tüm aşamalarıyla netleşmişti.

Albüme katkıları olan müzisyenlerden bahsedebilir misiniz?

Teoman’ın vasıtasıyla tanıştığım, albümdeki parçaların düzenlemelerini üstlenen ve gitarları çalan Yavuz Akyazıcı’yla bir araya geldik. Parçalara tüm enerjisini ve müzikalitesini yansıttı. Tenor saksafon ve yan flütte Yahya Dai albüme ruhunu üfledi. Davulda Derin Bayhan ve basta Baran Say albüme değer kattılar.

Albümün kapak tasarımını Nazlı Kaptan yaptı, kapak fotoğraflarını Eda Kızıl çekti. Hepsi albüme kendilerinden birer parça koydular. Hepsine minnettarım. Sıra şarkıları insanlarla paylaşmaya geldiğinde “Oğul” albümünü çocukluk arkadaşım Haluk Polat’ın şirketi Weplay’den çıkardık.

Mimar olmamdan kaynaklanan bir alışkanlık olsa gerek, ben sonuç ne olursa olsun öncelikle sürece bakarım. Süreçten keyif aldıysam o iş doğru demektir ve inanın bana çok keyif alıyorum her anından.

 “Oğul” için otobiyografik izler taşıyan bir albüm diyebilir miyiz?

Oldukça hassas biriyimdir. Yaşadıklarımdan, etrafımda olup bitenlerden, kitaplardan, filmlerden, şarkılardan, resimlerden, heykellerden, mekanlardan, kısacası her şeyden etkilenirim. Şarkılarım da tüm bunların bende bıraktığı izlerin dışavurumudur. Bir gün beni yalnızlığa hapseden dört duvarı yazmışımdır bir başka günse filmin birinde gördüğüm huysuz ihtiyarın dramını… Kimi zaman da tüm bu etkilerin, tüm bu duyguların beni dönüştürdüğü adamı teşhir etmişimdir. Buna bir tür otobiyografi diyebilir miyiz? Neden olmasın?