LeMan yazarı Aslan Özdemir’in özel izniyle bu hafta çıkan yazısını sizlerle paylaşıyoruz.

 

İskenderiye’li aktör Ömer Şerif’in ölüm haberini duyduğum an gençlik yıllarındaki dumanlı halim gözümde canlandı… Sıkı devrimci hülyalarla(!) Boris Pasternak’ın malum romanı Dr. Jivago’yu henüz okumuştum. Romandan etkilenmekle kalmamış, bir de üzerine, Jivago’nun şair yanıyla bütünleşmiş,  kahramanı kendi kişisel çıkmazlarımla özdeşleştirmiştim.

 

 

Ömer Şerif ile beyazperdede canlanan Dr. Jivago filmi ise, kişisel sinema listemde hemen yerini almış ve sadece beni değil, filmi izleyen birçok idealist erkeği, hayatın çaresiz yanlarıyla olan mücadelesinde yüreğinden etkilemişti. Çünkü, muhteşem görüntüleri ve hafızalara kazınan müziği ile edebiyatın sinema tekniğiyle buluştuğu bir başyapıttır Dr. Jivago.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İç savaşın acımasızlığı, karşı devrimlerin aslında diğerinden hiçbir farkının olmadığı gerçeği, açlığın, yoksulluğun ve ölümün sıradanlaşması bütün çıplaklığıyla anlatılır filmde. Ve idealist bir doktorun, olup biten siyasi ve militarist hareketlenmeler karşısında mesafeli duruşunu(bilinçli bir duruştur bu) ve tarafsız kalma çabasını acıyla izlersiniz. Jivago’nun aynı zamanda ünlü bir şair olması(ki merkez komitesi tarafından yasaklıdır da), bütün bu acılı sürece nemli gözlerle tanıklık yapması, ister istemez izleyicinin de gözlerinde aynı nemin oluşmasına yol açar. Ayrıca iki kadına birden duyulan ilgi, ve bu aşk trafiğinde Jivago’nun yaşadığı çıkmazlar da cabası. Dr. Jivago karakterinde yarattığı gerçeklik, Ömer Şerif’in ne denli büyük bir oyuncu olduğunun bir kez daha kanıtıdır.

 

 

Jivago kadar olmasa da, sinemanın diğer doktoru olan Kızıl Sakal da beni başka bir dönemimde yakalamış bir kahramandır. Akira Kurosawa olağanüstü filmi Kızıl Sakal’da, savaş yaralarını henüz saramayan Japon halkının yoksulluk içinde verdiği mücadeleyi, hiçbir çıkar beklemeden yardım eden onurlu bir doktorun “Kızıl Sakal”ın hikayesini anlatır. Hem de hayatını dilediği gibi yaşama olanağı varken… Yoksul semtlerde çaresiz insanlara hekimlik yaptığı için meslektaşları tarafından eleştirilen Kızıl Sakal’ın verdiği insanlık dersi, Akira Kurosawa’nın dramatik kurgusuyla hafızalara işler. Aynı zamanda Kurosawa’nın son siyah-beyaz filmi olan Kızıl Sakal’da, Jivago kadar idealist, güçlü ve en önemlisi yaşadığı çağa kayıtsız kalamayacak kadar onurlu bir doktor tanırsınız… 

 

Tam bu noktada adı anmadan geçilemeyecek bir doktor daha var; Ercan Kesal... Birçokları için oyuncu ve senarist yönüyle tanınan Ercan Kesal’ın doktorluğu ise Jivago ve Kızıl Sakal gibi beyazperdede değil gerçek hayat içinde var olmakta… Kesal; “Bir Zamanlar Anadolu”‘nun en ücra noktalarında, şimdiyse Okmeydan‘daki hastanesinde şifa dağıtan bir doktor… Arkadaşları arasında, Metin Erksan, Nuri Bilge Ceylan, rahmetli Şair Behçet Aysan, Aziz Nesin de var; kahveci, marangoz, hademe de var, Robert De Niro ile el sıkışmışlığı da var. Anadolu’nun topraklı yollarında hastalara derman olmak için de yürüdü, Cannes film festivali’nde kırmızı halıda da… Okmeydanı’ndaki mütevazi hastanesinde ihtiyaç sahibi sinemacılara, emektar yazar ve çizerlere hiçbir karşılık beklemeden tıbbi destek vermekte ve sadece bununla sınırlı kalmayıp özellikle semtin yoksul sakinlerine hastanesinin tüm imkanlarını açarak yardım eli uzatmakta… Ercan Kesal’ın oyunculuğu, senaristliği sinema sektöründe hatırı sayılı bir çok ödül ile taçlandırılırken, uzattığı yardım eliyle sokak çocuklarının, yoksulların da gönlünde taht kurmaya devam etmekte..

 

Eminim ki sinemaseverler bu üç doktoru da hiç unutmayacaktır. Çarpık sağlık sisteminde kişisel çabalarını esirgemeyen gerçek “kahraman”ların çoğalması dileğiyle…  Özel Not: Sana da selam olsun Leman dostu Dr. Adem Şentürk!

 

 ***

“Korkaklar cesurdur!” diyen William Saroyan, sen ne büyük yazarsın.

 

***

Necati Cumalı Edebiyat Ödülü başvurusu…

Urla Belediyesi ile Cumalı-Seferis Gökyüzü Kültür ve Sanat Derneği işbirliğiyleNecati Cumalı Edebiyat Ödülü’ne son başvuru tarihi 1 Eylül 2015. Geçtiğimiz yıllarda şiir ve öykü dallarında yapılan yarışma, bu yıl roman dalında gerçekleşecek. 

 

***

Spacelinerisimli grup sergisi 2 Ağustos’a kadar Arter Sanat Galerisinde… Sergide birbirinden ilginç desen ve çizimler içeren mekansal performanslar sergilenmekte… Bunlardan Polonyalı sanatçı Monika Gryzamala‘nın siyah koli bandı fikriyle yarattığı ve itina ile duvardan duvara ördüğü “Poyraz-Lodos” çalışması ise serginin bana göre görülmeye değer en etkileyici bölümü.

 

***

KİTAP: “Biliyorsunuz, içinde yaşadığımız zamanda her şey mümkün. Peki ya her şey bir anda çökerse ne olacak?” diye sorar eski şair, taze reklamcı Tatarski müşterisine. İşte, 20. yüzyıla damgasını vuran iki büyük tarihsel momente, Sovyetlerin inşasına ve çöküşüne birinci elden şahitlik etmiş Rus halkının ruh halini belirleyen şey, Pelevin’e göre bu belirsizliğin kendisidir. Pelevin’in acımasız ve nükteli anlatımı sayesinde Rusya’da bir kült haline gelmiş olan P Kuşağı, günümüz dünyasına da ışık tutuyor.

P KUŞAĞI –VİKTOR PELEVİN / Verita Yayınevi

 

***

 

Havva Ana:Devlet kimdir? Devlet bizim sayemizde devlettir. Ben halkım! #YesilYolaDurDe

****

Dünyaca ünlü düşünür Slavoj Zizek, 25 Temmuz Cumartesi günü İstanbul Modern’de düzenlenecek bir konferans için Türkiye’ye geliyor. Ücretsiz düzenlenecek konferans saat:18:00’da başlayacaktır.