Can Kılcıoğlu’nun kendi yazıp yönettiği ilk filmi Karnaval 27 Eylül’de vizyona girdi. Can yalın, iddiasız ve sıcak bir insan hikayesi anlatıyor. Karnaval filminde.  Karnaval, genç bir adamın ailesi ile olan “bağımlı” ilişkisini kırmasını anlatıyor.

Karnaval 27 Eylül’de 7 şehirde, 17 salonda sinemalarda.

Viral Mecmua özel röportaj

Röportaj: Ceren Candemir

İlk filminizi çekmek nasıl bir his?

C.K: İlk film heyecanı çok güzel bir his. Benim çocukluk hayalimdi.  16 yaşından beri yönetmen olmak ve filmim vizyona girsin istiyorum. O zamandan beri içimde olan  bir şey ve şimdi onun gerçekleştiğini görmek, insanlara ulaşacağını görmek çok güzel. Zaten İstanbul Film Festivali’nde ulusal yarışmadaydık, Atlas Sinemasında 600 kişi izledi. O ilk seyirciyle karşılaşmaydı o çok tarifsiz bir duyguydu. Şimdi de festival değil genel seyirci ile buluşacak film, isteyen herkes izleyebilecek. O çok ilginç bir his, heyecanlı bir durum.

Karnaval filminin çıkış noktası nedir?

C.K: Aslında hep bir  ana karakter üzerinde anlatacağım bir hikaye fikri vardı bende. Bundan emindim. İkincisi  bir şey pazarlayacak bir adam olmalıydı, bana çok ilginç gelir o pazarlama  hikayeleri. Ev ev dolaşan insanlar… benim lisede bir arkadaşım yapıyordu bu işi en çok da ondan etkilenmişim.  O çok büyük bir Show businnes aslında. Eve gelip evi bir anda pırıl pırıl yapıp giden biri, çok etkileyici  bir şeydir. Çok ilginç gelir bana süpürgeyle bütün şehri dolaşır, otobüse biner, filmde Alis arabasında yaşadığı için arabasında oturtuyor, resim olarak da çok ilginç gelir bana. Alis karakteri oluştukça da bu karaktere hikayede başka  insanlar eklenmeye başladı. Demet mesela öyle. Anne karakteri  çok baskın olacaktı, onu İpek Bilgin oynuyor. Aslında tam bir Türk  annesini oynadı ve uyguladığı şey “sevgi  şiddeti”. O kadar büyük  sevgisi ve ilgisi var ki çocuğu bir noktadan sonra boğuyor ve hareket edemez hale getiriyor.

Alis karakteri nasıl oluştu, nasıl biri Alis?

C.K: Bir karakter filmi olacaktı ve ben ayrıksı karakterleri seviyorum. Dışarıdan  çok sıradan gibi gözüken ama kendi içinde çok acayip şeyler yaşayan insanlar hep ilgimi çekiyordu. Zaten öyle insanlar da  peşimi bırakmaz. Yolda da hayatımda da karşıma çıkarlar.  Bir şekilde Alis gibi bir çok insan görmeye başladım. Belki arabada yaşamıyorlar ama bir çoğunun ailesiyle ilgili bir bağımlılık durumu var. Askerde de buna şahit oldum. Orada ilk defa kendi işlerini yapmak zorunda kalan bir sürü insan var, mesela tırnaklarını ilk kez kendi kesiyor, çamaşırını kendisi yıkıyor, bu işler böyle adamlar için çok acayip şeyler. Burada onları suçlamak değil mesele, çünkü  bütün uzuvları alınmış çocuktan. Yapabileceği için  hiç yapmamış ve ne yapacağını şaşırıyor. Hep annesi yapmış… Bir tanıdığım var eve çıktı ama her işini annesi yapıyor.

Bu durumda Alis’in arabada yaşamasının da pek anlamı yok gibi?

C.K: Aslında bir bakıma öyle bir bakıma da evden çıkıp arabada yaşamak Alis için büyük adım.  Araba gibi mobil bir şeye geçiyor ama araba hep park halinde… bu tipler bana ilginç geldi, böyle biri evden kovulsa ne yapar diye düşündüm, yapacağı ilk şey bu oluyor…

Filmde bahsettiğiniz “sevgi şiddeti”nin boğuculuğu aslında bir bayram sahnesinde var…

C.K: Evet o sahne benim için de çok önemli. Seyirciler de dikkat etsinler, fazla anlatmayalım spoiler olmasın! (gülüyor) Günlerce provasını yaptık o sahnenin. Hem kalabalık hem de zor bir sahneydi. Oyuncular konusunda çok şanslıydım, harika oyuncularla çalıştım. Odanın içinde 13 kişi var, ikisi 80 yaşında, biri bebek ayrıca 10 kişilik bir ekip var üzerine İzmir’in sıcağı, içerisi 50 derece falandı sanırım! Herkes büyük bir disiplinle çalıştı. Herkes senaryoya sarıldı ve kimse oynadığı karakterden  şüphe duymadı ve bu benim için çok önemliydi.

Oyuncu seçimini nasıl yaptınız, neden Serdar Orçin ve Tülin Özen?

C.K: Cast direktörü Ezgi Baltaş’a çok şey borçluyum. Aslında tamamen oyunculuklarını ve disiplinlerine bakarak seçtim. Onlar da filmi  benim kadar sahiplendiler. Serdar da Tülin de kendi egolarını ortaya koymayan ve tamamen film için uğraşan insanlar. Dolayısıyla sette biz onlarla  çok kavga ettik ama sadece senaryo için kavga ettik. Film için uğraştık ve başka bir şey düşünmediğiniz zaman çok rahat ediyorsunuz. Çok sıcak bir ilişki kurduk onlarla filme de yansıdığına inanıyorum umarım seyirciye de ulaşır.

İlk film için şanslı bir set olmuş.

C.K: Öyleydi, ekip içinde aynı şeyi söyleyebilirim. Herkes çok özveriliydi. Çiçek Kahraman, kurgucum, filme çok şey kattı. Okan Kaya müzikleriyle çok şey kattı. Herkes filmi çok benimsedi. Bir de en büyük şansım bu işe ablam Doğa (Kılcıoğlu) ile girişmek oldu, filmin yapımcılığını üstlendi.  Doğa olmasaydı yapamazdım bu filmi. O kadar çok inandı ve koşturdu ki senaryosundan vizyona gireceği sinemalara kadar…

Ana karakterlerden biri de Karnaval aslında…

C.K: Evet! Çok gezdi sette o, epey de düştü kıyamam ona ben! Yokuşlarda falan epey başına iş geldi! En çok onu koruyorduk diyebilirim. 

Sizin çok etkilendiğiniz yönetmenler kimler?

C.K: Kuzey Avrupa filmlerini çok seviyorum. Roy Anderson, Dagur Kari isimlerini sayabilirim, çok var ama böyle bir anda süzüp de söyleyemedim.

Kuzey Avrupa ilgine rağmen tam bir Akdeniz filmi çekmişsiniz!

C.K: Öyle diyorlar izleyenler! Karnaval’ın doğası Alis’le birlikte  ortaya çıktı ve o sürükledi beni ve sıcak bir film olması için uğraştım. Festival filmi ve vizyon filmi ayrımının karışışındayım. Bu bir çaba, Karnaval da benim bu konuda ilk çabaladığım yer. Hem festivalde gösterilsin hem vizyonda izleyiciye ulaşsın. Babam da izlediğinde keyif alsın, arkadaşlarım da… Karnaval çok sınırda duran bir film, azıcık bir komiklik olsa kaba bir komediye dönüşebilirdi. İnce mizahı korumayı ve seyirci Alis’i sevsin istedim. 

Yönetmen sinemasına inanıyor musunuz? Kendi hikayelerinizi çekmeye devam edecek misiniz?

C.K:  Güzel bir soru bu! Şimdiye kadar böyle oldu, bir hayal kurup onunla ilerledim ama hep böyle mi olur bilmiyorum. Hem yazıp hem yönetmek yönetmeni biraz yalnızlaştıran bir durum. Sette dönüp soru sorabileceğim kimse yok, her şeyi kendi içinde yaşıyorsun…

 

 

Film hakkında detaylı bilgi