“Yerli”likten Taviz  Vermeyen  Bir “Kaynak Kişi”, Derlemeci ve Solist: Nazmi Yükselen

 

Mehmet Akif Ertaş

“Türk Halk Müziği” dağarcığındaki ezgilerin hemen hepsinin arka planında yaşanmış bir olay vardır.

Yaşanmış bir olayı, olayın yaşandığı yerde yaşamayan derlemeci, yolunu olayın yaşandığı yere düşürdüğünde, o yerin “Kaynak Kişisi”nden öğrenir.

Yanından ayırmadığı bağlamasıyla, kendi üslubunca olayı dizelere dökerek anlatan “Kaynak Kişi”nin ezgisini derlemeci notaya alır ve böylece ezgi, derlemecinin elinde farklı bir kimliğe bürünür.

Muğla’dan derlenen ezgiler böylesi bir dönüşümü yaşamamışlardır çünkü ezgileri derleyenler aynı zamanda ezgilerin “Kaynak Kişi”leridir.

Ezgilerinin ünü isminden daha geniş bir alana yayılan Nazmi Yükselen, bu “Kaynak Kişi” ve derlemecilerin en önemlilerindendir.

“Kaynak Kişi”si ve derlemecisi olduğu ezgileri, stüdyo ortamında, yerelliğe saplanmadan “yerli”likten ödün vermeden seslendirmesinden dolayı o, “en önemli” “Kaynak Kişi” ve derlemeci olarak nitelendirilmiştir.

1926 yılında Muğla’nın Milas ilçesinde dünyaya gelen Yükselen, ilk ve orta öğrenimini Milas Merkez Ortaokulu’nda tamamlar.

1946 yılında girdiği Milas Adliyesi’nde bir süre çalıştıktan sonra, askerlik görevini yerini getirmek için İstanbul’a giden Yükselen, askerliğini sürdürürken, İstanbul Radyosu’nun açtığı Halk Türküleri Sınavı’na katılır.

Sınavda başarılı olan Yükselen, Yeşilçam filmlerinin birçoğunun müziğine imzasını atan Nedim Otyam’ın korosuna girer.

Biriktirdiklerinin gücüyle ilk plağını “Şu Milas’ın İçinde Ben Bir Tek Güldüm” adını vererek çıkaran Yükselen, ikinci plağı “Ormancı”yı 1953 yılında yayımlar.

Plağa adını veren ezgi, o tarihlerden, 2000’lere kadar; Müzeyyen Senar’dan Tolga Çandar’a;  Makbule Kaya’dan Kubat’a kadar, “popüler”, popülist”, TRT terbiyesinden geçmiş geçmemiş birçok vokal tarafından, çoğu kez, sözleri değiştirilerek okunur.

“Ormancı”ya yüklenen küme, Yükselen’in diğer ezgilerine istediği gibi dokunamamıştır çünkü, diğer ezgilerdeki gırtlak nağmeleri “Ormancı”ya göre daha yoğundur. Aslında, “Ormancı” da özü itibariyle bu özelliklere sahiptir ancak küme, ezgiyi işgüzarlıktan sıyrılamadan seslendirdiği için, özelliği ve dolayısıyla hikâyesi tam anlamıyla yansıtılamamıştır.  

Milas ile İstanbul arasında yoğun bir şekilde mekik dokuyan Yükselen, öğrendiklerinin altında ezilmediği için ezgilerinde Milas’ı hissettirebilmiştir. yerelden önce “yerli” olanı benimsediği için de Milas dışında da kendisini kabul ettirebilmiştir.

Kültür Bakanlığı’nca plaketle ödüllendirilen Yükselen, notalarını bürokrasinin hücumuna uğratmamıştır çünkü o, notaları gökten zembille düşerken toplamamış, derinini hissettiği topraktan devşirmiştir.

Yükselen’in izi bugün, bir elin parmaklarını geçmeyen isimlerce takip edildiği için, Milas ve Muğla, diğer birçok şehir gibi laubali yerelliğin mahkûmiyetini benimsemek zorunda kalmıştır.

Bu mahkûmiyetten kurtulmak için öncelikle yapılması gereken, yerelin değil “yerli” olanın kodlarını çözmektir.