Türkiye-Polonya diplomatik ilişkilerinin 600. yılı şerefine bu yıl Polonya yılı. Viral Mecmua’da Polonya kültüre dair makaleler ve Polonya yılı etkinliklerine sık sık rastlıyorsunuz zaten. Polonya yılı etkinliklerini düzenleyen Adam Mickiewicz Enstitüsü‘nün Türkiye etkinlikleri sorumlusu Olga Wysocka ile buluştuk sanattan, kültürden, yemekten bahsettiğimiz çok keyifli bir söyleşi yaptık. Bu yıl yapılacak şahane etkinlikler için Viral Mecmua’yı takipte kalın!

Viral Mecmua özel röportaj.

Röportaj: Ceren Candemir

Adam Mickiewicz Enstitüsü ile başlayalım, ne zaman kuruldu, ne yapar?

Olga Wysocka:Adam Mickiewicz Enstitüsü 2001 yılında kurulan bir kamu kurumu. Amacı Polonya kültürünü yurt dışına yaymak. Bizi Goethe Enstitüsü, Cervantes Enstitüsü gibi düşünebilirsiniz ancak tek  büyük farkımız Lehçe (Polonyaca) öğretmiyoruz. Ulusal ve Kültürel Miras Bakanlığına bağlı olarak çalışan bir kamu kurumuyuz. Bu, bizim Polonya hükümeti tarafından finanse edildiğimiz anlamına geliyor. Polonya kültürünü yayma projesinin bir parçasıyız ve bu önemli bir görev. Seneye Enstitümüzün 15. Yılını kutlayacağız.

Ne güzel! Kutlarım! Bu 15 yılda neler yaptınız? Özetleyebilir misiniz?

Olga:Bu 15 yılı özetlemek gerekirse; düzenlediğimiz farklı etkinliklerle Polonya kültürünü dünyada yaklaşık 40 milyon kişiye ulaştırdık. Israil ile bir proje yaptık, İngiltere ile yaptık bu sene de Türkiye ile diplomatik ilişkilerimizin 600. Yılı şerefine Türkiye’ye odaklandık.

Polonya kültürünü nasıl tanıtıyorsunuz, nasıl anlatıyorsunuz insanlara?

Olga: Polonya kültürü Polonya hakkında düşünerek sunuluyor. Kültür o ülkenin hikayesini anlatır. Bunca yıldır ne yapıyoruz, neler oldu… ve bunu en iyi anlatmanın yolu sanat. Bu yüzden biz de hikayemizi sanat yoluyla anlatıyoruz

Peki  Adam Mickiewicz Enstitüsü kültürü nasıl tanımlıyor?

Olga:Enstitü olarak kültürü bir miras olarak tanımlıyoruz ama aynı zamanda bir marka olarak görüyoruz. Geçen sene yaptığımız çalışma sonucunda temel platform olarak culture.pl i belirledik, tüm yayınlarımızı ve etkinliklerimizi bu platform üzerinden yayımlıyoruz. Kültür sadece Adam Mickiewicz Enstitüsü için değil Polonya için de bir marka.

Yani kültür sizin için sadece gezilecek ören yerleri değil bir “yaşam biçimi”?

Olga:Evet bir yaşam biçimi. Biz kültür dediğimizde Polonya mutfağını da içine katıyoruz, yemeklerimizi de tanıtıyoruz. Sporu  da tanıtıyoruz, turistik yerleri de… Hatta modanın değişik alanları ve tasarım da bizim için kültürün içinde yer alıyor. Geçen sene Polonyalı bir tasarımcı eserleriyle oldukça tüm dünyada meşhur oldu. Bizde bunun için özel bir program yarattık adını da “Polish Design” koyduk. Polonya tasarımlarını dünyanın farklı yerlerinde tanıtmaya odaklandık. Bu yerlerden biri de İstanbul olacak! Kasım ayında yapılacak Tasarım Bienal’inde Polonya tasarımlarını görebileceksiniz.

Polonya’ya dair ne varsa her şeyi kültüre dahil görüyorsunuz anladığım kadarıyla…

Olga:Her sanat disiplinin katacağı ayrı bir şey var. Her ülkede de farklı ihtiyaçları olan izleyiciler var. İnsanlara farklı seçeneklerin olduğu bir sandık açmak istiyoruz. Mesela İstanbul Caz Festivali’nde bu sene Polonyalı caz yıldızlarını dinlediniz. Maçka Parkı’nda konser veren Mitch & Mitch  çok enteresan bir grup mesela, sizin BaBa ZuLa’ya benziyor biraz. Geleneksel, antik Polonya çalgıları ile günümüz cazını birleştiriyorlar. Bu çok enteresan bir şey, çünkü tarih dediğimiz şey geride bırakılacak bir şey değil. Genç sanatçılar geçmişe bakıp orada ne var çıkarıyorlar ve onu bugüne uyarlıyorlar. Türk kültürü için de bu geçerli. 17. Ve 18. Yüzyılda Polonya’da Türk kültürünün çok büyük bir etkisi olmuştur.

Culture.pl etkinliklerinin Avrupalılar üzerindeki etkisi ne oldu? Polonya hakkındaki fikirleri nasıl evirildi?

Olga:  Bu konuda çalışmalarımızın etkisini görmek için bir araştırma yaptık. Polonya Avrupa kültür haritasında yavaş yavaş ünlü olmaya başlıyor. Biz de başka enstitülerle iletişe geçtik. 2011’de çok büyük bir proje yaptık. 2011’de Avrupa Birliği Başkanlığı Polonya’daydı, bu da Polonya Hükümeti için Polonya’nın tanıtımı için bulunmaz bir nimetti! Biz de enstitü olarak Polonya kültürünü 10 başkentte tanıtmak üzerine kolları sıvadık. Berlin, Madrid, Paris, Londra, Moskova, Kiev, Pekin, Tokyo bu kentler arasındaydı. Hepsi birbirinden tamamen farklı yerler… 6 ay boyunca 10 başkentte toplam 400 tane etkinlik gerçekleştirdik. 10 farklı zaman dilimi, tam bir çılgınlıktı! Fakat etkisini şu an görebiliyoruz. Avrupa Orkestralarında Polonyalı kompozitörleri görebiliyoruz, festivallerde Polonya sanatı dikkat çekmeye başladı, Polonyalı müzik grupları festivallere davet edilmeye başlandı… Enstitüler arası beyin fırtınası görülebilir etkileri olan bir şey…

Culture.pl aynı zamanda bir internet sitesi, sitenin ziyaretçileri gün geçtikçe artıyor. Platform Lehçe ve İngilizce şimdi Türkçe yayına da başladık. Site Polonya kültürü hakkında küçük bir ansiklopedi gibi, orada hem genel kültürümüze dair bir sürü şey bulabilir hem de bugüne kadar yaptığımız etkinlikler hakkında bilgi edinebilirsiniz.

Yemek kültürüne de odaklandığınızı görüyorum, düzenlediğiniz açılış gecesinde de Polonya yemeklerini tanıttınız. Sizce bir sofranın etrafında oturmak, yemeği paylaşmak insanları birleştiriyor mu?

Olga: Kesinlikle! Bunu şu an da görebiliyoruz, burada bir masaya oturmuş bir yandan konuşuyor bir yandan da bir şeyler yiyoruz. Bu bizi daha yakın yapıyor. Aslında bu biraz tarih öncesi bir şey, düşünün yemek hep vardı. İnsanlar birlikte yemek aradılar, birlikte yediler… Bu hayatta kalmak için gerekliydi ama aynı zamanda insanları bir araya getiriyordu. Masa bütün ülkelerde olan bir eşya ama Türkiye’de özel bir anlamı var; çünkü siz ailenizle, dostlarınızla birlikte uzun yemekler yemeği seviyorsunuz  ama biliyor musunuz bu Polonya’da da böyle! Bu gibi şeyler gelecek için de önemli. Günümüzde sürekli bir yerlere koşturuyoruz ama yemeği bir doyma aracı değil de bir yaşam sanatı olarak görüp, sofraya oturmaya devam edersek dostlarımızla paylaştığımız şeyler de artacak. Yemek kültürünü böyle görmeliyiz bence. Bir an için durmalı, koşmayı bırakmalı ve biriyle birlikte olma anını kutlamalıyız! Ayrıca yemek hem tadıyla mideye hem de sunumuyla göze hitap eden bir şey, çok arzu uyandıran bir şey.

Peki Polonyalılar bizim hakkımızda ne düşünüyor, ne biliyorlar?

Olga: Elbette biliyoruz, bir çok hikaye var! 1980 ve 90’larda birçok kişi iş için İstanbul’a geldi. Şu an Türkiye’yi ziyaret eden Polonyalı sayısı oldukça yüksek. Türkiye bizim için tatil listesinin başlarında duruyor! Çünkü burada sadece hizmet iyi değil insanlar da çok dost canlısı. Türkiye bizim için bir çok ilginç şeyi bir arada görmeyi vadeden bir yer. 600 yıllık bir geçmişimiz de var, evet tarih görülebilen bir şey değil ama bu bağı hissedebiliyoruz. Bu çok etkileyici. Bir de bizim için İstanbul’un bir özelliği daha var Adam Mickiewicz’in yaşadığı ve öldüğü ev burada, Tarlabaşı’nda, Şu an  bir müze olarak halka açık. Adam Mickiewicz hem çok özel bir şair hem de bir insan hakları aktivistiydi, yaşasaydı geçen sene sizlerle birlikte O da Gezi Parkı’nda olurdu.. Burada az biliniyor gidip görmenizi öneririm.

Polonya ve Türkiye diplomatik ilişkilerinin 600. Yıldönümü” nedeniyle tüm sene boyunca gerçekleşecek etkinlikleri görmek için http://turkiye.culture.pl/tr   sitesini ziyaret edebilirsiniz.