Perili Köşk

Nurten Bengi Aksoy

Emirgan…Boğaz’ın en güzel köşelerinden biri…

Çocukluğumuzun her yaz mutlaka bir kere görülmesi gereken bu cennet köşesine gidebilmek için sabah erkenden düşerdik yollara, önce Beyazıt’tan Eminönü’ne gelir oradan da Emirgan otobüsüne binerdik.

Eskiden öyle “duble” yollarımız filan yoktu, hele denizin içine yapılmış “kazıklı yollarımız” hiç yoktu. Boğaz’ın o daracık, yılan kavi yollarında şöför gaza bastıkça biz de korkudan hayali frenlerimize basardık. Yüreğimiz ağzımızda, ha şimdi bir yalının yatak odasına girdik ha gireceğiz, derken vasıl olurduk Emirgan’a. Çınaraltında oturup çaylarımızı içerken Emirgan camiinden yükselen ezan sesleri eşliğinde yaprak hışırtılarını ve denizin sesini dinlerdik…

O günlerden bu güne köprülerin altından çok sular aktı, bizler büyüdük ve kirlendi, katledildi İstanbul…ama hâlâ görmesini bilen gözlere sunduğu güzellikler var bu koca şehrin.

İşte onlardan biri… Emirgan’a giderken yolun kenarında, yıllarca kırmızı tuğlaları ve görkemli kulesiyle boynu bükük duran Perili Köşk…

Bu köşkün öyküsü, geçtiğimiz yüzyılın başına uzanmakta, inşasına çok zengin bir tüccar olan Yusuf Ziya Paşa tarafından başlanmış. İnşaata ilk çivi 1910 yılında çakılsa da köşkün istenildiği gibi bitirilmesi mümkün olmamış.

Rivayete göre, Yusuf Ziya Paşa, kendinden hayli genç ve çok güzel bir kıza aşık olur. Kızla evlenmek için yanıp tutuşan paşa, tüm servetini onun ayaklarına sermeye hazırdır ama kız bir türlü yanaşmaz bu evliliğe. Yaptıracağı görkemli köşkle kızı ikna edeceğine inanan paşa, sonunda amacına ulaşır ve kızla evlenirler. Ama paşanın işi hiç de kolay değildir, çünkü güzelliği dillere destan olan kızın büyüsüne kapılan pek çok genç, hâlâ onun peşinde koşturmayı, köşkün önünden geçmeyi sürdürmektedir.

Genç ve güzel eşini çok kıskanan ve kaybetmekten korkan Yusuf Ziya, sonunda genç eşini kimse görmesin diye Rumeli Hisarı’nda yaptırdığı bu köşkün üst katına kapatır ve onun başkalarıyla görüşmesini engellemek için de inşaatı tamamlatmaz, merdivenlerini bile yaptırmaz kuleli köşkün.

Ancak köşkün önünden geçenler iç geçirmeye devam ederler. Bu yüzden köşkün adı da içinde peri gibi güzel bir kız yaşadığı için kısa süre içinde Perili Köşk’e çıkar.

Büyük bir tüccar olan Yusuf Ziya Paşa’nın işleri Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla bozulur. İflasın eşiğindeki paşa, bir yandan da çılgınca sevdiği ve kıskandığı genç eşini etraftan korumak için büyük çaba harcamaktadır. Sonunda onu da yanına alarak İstanbul’u ve köşkü terk edip Mısır’a yerleşir.

Fakat takıntı haline gelen aşkın acıları Mısır’da da dinmek bilmez. Yusuf Ziya Paşa sonunda çektiği sıkıntı ve acılara dayanamayıp ölür. Ancak öldükten sonra bile uğruna çıldırdığı kızdan vazgeçmez. Mezar taşının, genç karısını hapsettiği kulenin taşlarından yapılmasını vasiyet eder.

Neredeyse yüz yıl sonra yapımı tamamlanan Perili Köşk’ün yenileme çalışmaları esnasında da ilginç gelişmeler yaşanır. Köşkün gerçek hikayesi zamanla unutulur ve buraya peri kadar güzel bir kız yüzünden Perili Köşk dendiği hafızalardan silinir. Bunun yerine Yusuf Ziya’nın ruhunun, bazı geceler köşkü ziyaret ettiği ve odalarda dolaştığı ya da Rapunzel misali köşkün kulesine kapatılan genç ve güzel kızın hayaletinin hâlâ köşkte, özellikle kulede gezindiği yönündeki söylentiler kulaktan kulağa yayılır. Bu yüzden, yenileme çalışmaları sırasında inşaatta çalıştırılacak işçi bulmakta bile zorlanılır.

Eğer sizin de yolunuz Rumelihisarı ya da Emirgan taraflarına düşerse bu görkemli ve gizemli binayı mutlaka ziyaret ediniz. Şimdilerde köşkte periler yok ama birbirinden güzel çağdaş sanat eserleri sergileniyor artık Perili Köşk’te.