Nurten Bengi Aksoy

“Kolumda Ermeni zeytini fışkırmışsa hemen kırmayın

Gözüm Acem fesleğeni, dilim Alevi fışkını

Gelinimde Kürt kokusu, dayımda Azeri çemeni

Okşayın insanı bulduğunuz her yerde, her dönemde

Yokluğu cehennem sıcağı, varlığı dirlik”

Barış Erdoğan

1950’li yılların ortası, Güneydoğu Anadolu’nun sarı sıcak topraklarında bir kız çocuğu dünyaya gelir, bu topraklar ki pek çok kültürü, medeniyeti ve dini bağrında besleyip büyütmüş bereketli topraklar..belki de bu toprakların ekmeğini yiyip suyunu içtiği için bu çocuk gönlünün kapılarını açmış herkese, kimseyi ayırmamış bir diğerinden, bütün sevgilere yer vermiş yüreğinde.

Sonra yıllar geçmiş bir rüzgar onu alıverip bir başka iklime savurmuş, eski bir payitahta, bir başka diyara, içinde her medeniyetin her kültürün her dinin yoğrulduğu İstanbula getirmiş…

Evet, bu kız çocuğu yani ben doğduğum şehirle ilgili silik birkaç anıdan başka bir şey hatırlamıyorum ama neredeyse ömrümün yarısını geçirdiğim İstanbul’un her köşesinde, her taşında anılarım var, özellikle çocukluğumun geçtiği Kumkapı ve Beyazıt’ta…

1960’lı yıllar…bir yokuşun orta yerinde Soğanağa Mahallesi…yokuşu tırmanırsanız Beyazıt’a çıkarsınız, o koca üniversitenin (kapısından girmenin, sıralarında oturup eğitim almanın bir ayrıcalık, bir şans olduğu okul) önüne…yokuşu inerseniz deniziyle, balıkçılarıyla, meyhaneleri ile ünlü Kumkapı karşılar sizi. O yıllarda İstanbul’un en seçkin semtlerinden sayılırdı buraları; insanları sıcak kanlı, orta halli ve kültürlü insanlardı…komşular birbirlerini çok sever ve sayarlardı.

Ermeni, Rum, Yahudi, Kürt komşularımız vardı; ama kimse kimsenin diniyle ve milliyeti ile uğraşmaz sımsıcak, insancıl ilişkiler içinde geçerdi hayat…

İşte Ermeni dostlarımızı ilk bu çocukluk yıllarımda, bu mahallede tanıdım. Aile doktorumuz vardı, Dr Varujan Pakin; son derece işinin ehli, sevecen bir adamdı. Evde biri hastalandığında telefon edip haber verirdik, o koca çantasını kaptığı gibi gelirdi, muayenesini yaptıktan sonra yanında taşıdığı ilaçlardan da verir, içinizi rahatlatır, ücretini alır giderdi; ama son derece mütevazı bir ücret…

Bir başka unutamadığım iyi insan Agop ağabey…ortaokulu okuduğum Gedikpaşa Ortaokulu’nun karşısında küçücük bir kırtasiye dükkanı vardı, bütün okul gereçlerimizi ondan alırdık, paramız olmasa veya yetmese de her istediğimizi verirdi; güler yüzlü, sevecen bir ağabeydi bizler için…çok genç yaşta freni patlayan bir aracın dükkanına girmesi sonucu ölmüştü de öz ağabeyimiz ölmüş gibi bütün okul yas tutmuş, ne çok üzülmüştük.

Komşumuz Eğinli Kürt Hatice teyzelerin evindeki Bibi (hala) bir başka dünya tatlısı; 1915 yılındaki o menfur olaylar sırasında henüz yeni doğmuş bir bebekken ailesi tehcire katılan şanssız (belki de çok şanslı) bir insan…kendini ölümden kurtarıp, koruyup kollayan bu ailenin bir ferdi olmuş, ömrünü onlara adamış, bütün mahallenin Bibi teyzesi (!)

Sonra Kapalıçarşıdaki kuyumcu Artin Usta…bunca yıl sonra hepsinin adını bir çırpıda hatırlamam, onların zihnimde bıraktığı güzel izlenimlerle ilgili olsa gerek…

Beş altı yıl önce tanıdığım bir başka Ermeni dost; öğretmen arkadaşım sevgili Mari. Cent Kolejinin çok sevilen matematik hocası; bilgisiyle, sevecenliğiyle, sıcak kalbiyle herkesin gönlünü kazanmış güzel insan. Ve Mari’nin babası sevgili Rober Usta…O da bir kuyum ustası, yetmişli yaşlarında ve işinin ehli, koca gönüllü bir insan. Bir keresinde atölyesine gittiğimde kendi elleriyle özel olarak yaptığı bir yüzüğü zorla vermişti bana, ısrarla yeterli paramın olmadığını, alamayacağımı söylememe rağmen, o sanat eseri yüzüğü ” ben senden para mı istiyorum, ne zaman paran olursa o zaman verirsin” diye …şimdi o yüzüğü parmağıma her takışımda içim ısınıveriyor, ısrar ettiği için teşekkür ediyorum ustaya minnetle.

Neyse, bütün bunları niye yazıyorum diye düşündüm…aslında biz “iyi insanlar” birbirimizi çok seviyoruz, fikrimiz ve zikrimiz kötü olmadığı müddetçe de hep seveceğiz…

En azından ben “Yaradan’dan ötürü yaradılanı sevmeyi” kendime düstur edindiğim için seveceğim…ve bu hafta o dostların bayramı. Bu toprakların bir başka rengi; Paskalya Bayramı…rengarenk yumurtaları, mis gibi kokan çörekleriyle geçmişten günümüze düşen güzel anılar bayramı. Kutlu olsun tüm dostlara…

 

 

 

 

.