Ne yazık ki, her geçen gün hayvanlara yaptığımız zulümlerdeki, katliamlardaki sınır tanımazlığımızın yeni ve “korkunç” örneklerinden haberdar oluyoruz.

*Avrupa’nın hemen her ülkesinde sığır/dana/koyun eti diye satılan, insanlara yedirilen pek çok et ürününde yaban domuzu, evcil domuz, at, eşek eti bulunduğu ortaya çıkıyor.

*Bülent Ersoy 150 hayvanın derisinden elde edilen çinçilla kürküyle ortaya çıkıyor.

*İstanbul Kartal’da dövüştürülmek için sahiplerinden çalınan/kaçırılan pek çok köpeğin esir tutulduğu metruk bina bulunuyor.

*İspanya Parlamentosu’na toplanan 590 bin imza ile başvurularak Boğa güreşlerinin resmen bu ülkenin kültürel varlığı ilan edilmesi isteniyor.

*Romanya’da at arabalarının, atların ve eşeklerin yollara çıkması yasaklandıktan sonra yüzbinlerce at ve eşek tanesi yaklaşık 100 Avro karşılığında mezbahalara satılarak oradan da sığır/dana/koyun eti etiketiyle kasaplara, marketlere yollanıyor.

*Almanya’da yarış kaybeden atların sonuda kesilerek sığır/dana/koyun eti etiketiyle insanlara yedirilmek oluyor.

*İngiltere’de yarış etkinliği Royal Ascot’un İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth dahil ziyaretçilerine sunulan yemeklerde at etine rastlanıyor. At yarışlarını izleyenlere sığır/dana/koyun eti etiketiyle at eti yediriliyor!

*Gıda Mühendisleri Derneği Başkanı Abdussamet Boyu, Türkiye’de ormanlık alanlarda yaşayan yaban domuzlarının avlanarak 100 ila 150 Türk lirasına kasap ve marketlere satıldığını iddia ediyor.

*Emin Et Yönetim Kurulu Başkanı Emin Arslan, “Et fiyatının çok yüksek olduğu, ithalatın ise yasak olduğu dönemde Türkiye’de zaten atı, eşeği yedik, bitirdik,” diyor.

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, binlerce yıl  insanların her türlü kahrını çeken, her türlü ihanetine uğrayan atları, eşekleri artık onlara ihtiyacımız kalmadığından yeryüzünden silmek üzereyiz.

Yaşar Kemal’in de dediği gibi “O güzel atlar çekip gitti!”

Onlar, uzay boşluğunda bilinen en acımasız, en vahşi, en barbar ve en tehlikeli canlı türü olan insanın kurbanı oldu…İnsanlar, aynaya bakıp bu acı gerçeği kabullenmedikleri gibi, çizgi romanlarda, bilgisayar oyunlarında, edebiyat ürünlerinde, filmlerde kendilerini uzaydan dünyaya  gelen kana susamış yaratıkların kurbanı olarak hayal etmekten de utanmıyor.

En az dört bin yıldır vicdansızca esir ettiğimiz, sömürdüğümüz, dünya üzerine, uzak mesafelere yayılmamızı, uygarlığımızı, imparatorluklarımızı, kısaca her şeyimizi borçlu olduğumuz, her zaman, her fırsatta ihanet ettiğimiz, aç bırakarak, ölesiye dayak atarak ödüllendirdiğimiz, eğitmek/evcilleştirmek, emir kulu yapabilmek için her tür işkenceden geçirdiğimiz, hiçbir zaman bize geçen hakkını ödeyemeyeceğimiz, bugünlerdeyse adım adım soyunu kurutmaya doğru yaklaştığımız eşsiz, benzersiz, narin, soylu, kendi halinde, gariban, çileli atların soyunu kurutma yolunda da kararlı adımlarla ilerliyoruz.

Onları, binlerce yıl boyunca ulaşımda, her tür taşımacılıkta, tarımda, turizmde, fetihlerde, ülke savunmasında, sporda(binicilikte), yarışlarda (üzerine kumar oynayarak, oynatarak), 20. yüzyılda dönem/çağ, savaş, Western filmlerinde(on binlercesinin ölümüne yol açarak)  kullandığımız yetmiyor gibi, şimdide geride son kalanları kasaplarda, marketlerde sığır/dana/koyun eti etiketiyle gıda niyetine insanların kullanımına sunuyoruz.

Üstelik insanlara sığır/dana/koyun eti diye yedirilen at etlerinde ağrı ve yüksek ateş çeken atların tedavisinde kullanılan “Phenylbutazone” ilacına rastlandığı ve bu ilacın kalıntılarının bulunduğu at etlerini yiyen insanların sağlıklarının bozulabileceği de bir başka “korkunç gerçek.”