Nebil Özgentürk’le Sanatımızın Hatıra Defteri projesinde yer alan usta oyuncu Mustafa Alabora eski dostuYılmaz Güney’icanlandırırken çok duygulandı..Plastik makyaj, takma bıyık ve  saçla,Yılmaz Güney’eson derece benzer görüntüye sahip hale gelen  Alabora,”İnsan bir tuhaf oluyor.. 1970’li yıllarda güzel bir ülke kurma düşleriyle sıkça yan yana geliyorduk. Araya mahpusluklar, sürgünler ve tabii ki ölüm girdi. 40 yıl sonra gökyüzüne O’na selam göndermek gibi oldudiye heyecanını anlattı.

Nebil Özgentürk’le Sanatımızın Hatıra Defteri’nin 17 Mayıs, Cuma akşamı 21.45’te  CNNTÜRK’te yayınlanacak bölümünde Yılmaz Güney’i usta oyuncu   Mustafa Alabora  canlandırıyor. Başladığı haftadan itibaren pek çok sanat hatırasının ve olayının anlatıldığı , 214 oyuncunun makyajla yaşamını yitirmiş  sanatçılara benzetildiği Sanatımızın Hatıra Defteri  bu  bölümünde  Yılmaz Güney  anlatılıyor

Bölümde, Yılmaz Güney’in ölümünün ardından annesi Güllü Pütün’e üzülmesin diye ölümünün haber verilmemesinin anlatıldığı, annesiyle ilgili bir hatıra gibi bir çok ilginç hikaye yer alıyor.

Yılmaz Güney hatırasının son bölümünde  “Yılmaz Güney’in 1983’ün Paris’inde sürgün olduğu bir anı canlandıran Mustafa Alabora, iki gün süren makyaj ve çekimler süresince büyük heyecan yaşadı. Sette Beyazıt Öztürk de çekimi izledi ve çok etkilendi..

Alabora hissettikleri ile ilgili şunları söyledi;
”İnsan bi tuhaf oluyor.. 1970’li yıllarda güzel bir ülke kurma düşleriyle sıkça yan yana geliyorduk. Araya mapusluklar, sürgünler ve tabii ki ölüm girdi. 40 yıl sonra gökyüzüne O’na selam göndermek gibi oldu “Bu teklif bana geldiği zaman çok duygulandım ve heyecanlandım. Çünkü Yılmaz benim çok eski dostum. Birlikte hapishanelerde yattık, birlikte devrimci mücadelede bulunduk, birlikte 3 filmde oynadık. Onun için çok heyecanlandırdı. Bir de bugün sette çok heyecanlı ve güzel bir grup gördüm, o da beni motive etti oyuncu olarak..

Özellikle Nebil muhteşem heyecanlı. Bir iş heyecanla yapıldığı zaman mutlaka güzel olur. Ben de bunun güzel olacağı kanısındayım. Yılmaz’ı ben 1967’de Balatlı Arif diye bir filmle tanıdım. Filmi Atıf Yılmaz çekiyordu. Sonra 1969’da sonra birlikte bir sürü devrimci harekete katıldık, hapislerde yattık. Sonra onun bir sürü filminde, mesela “Düşman” filminde Aytaç Arman’ı ben konuştum. O da hapisten çıkıp filmi seyretmişti. O gün de karşılaşmıştık. Galiba ondan sonra bir daha göremedim, o son görüşüm oldu Yılmaz’ı.. Ama onun kızını çok seviyorum. Kızı Paris’te yaşıyor.

Benim arkadaşım Banu kızına bir kitap çıkarttırdı ve o kitap da çok değerli bir kitap. Ben Yılmaz’ı canlandırmaya çalıştım. Çok tuhaf bir duygu, yani insanın arkadaşını canlandırması çok değişik bir şey. Muhteşem de bir makyaj yaptılar, sağ olsunlar. Umarım iyi olmuştur. Ben onun Paris’teki son günlerinin; hastalığı, vatan hasreti, bir sürü şeyi yapamamanın ezikliği, onu bir parça canlandırabildiysem mutluyum.”