Lady Diana, Grace Kelly ve Sinatra Biyografileri Yola Çıktı

                                              Hakan Sonok; 27 Şubat 2013

2013’ün ve sonrasının en çok beklenen, en çok konuşulması muhtemel yabancı filmleri hangileri?

“The Great Gatsby”

İkisi de Nicole Kidman’lı “Moulin Rouge” ve “Avustralya”nın dahi yönetmeni Baz Luhrmann 127 milyon dolarlık yapım bütçeli prodüksiyonu “The Great Gatsby”le dönüyor…

Bu “The Great Gatsby”nin , 1974’ün Robert Redford ve Mia Farrow’lu filminin(39 yıl önceki “The Great Gatsby”) çok çok üzerinde olduğu söyleniyor…

4 Şubat 1974 tarihli Newsweek Dergisi “The Great Gatsby” Kuzey Amerika sinemalarında gösterime girmeden hemen önce o dönemde meslekdaşları arasında zirvede olan Robert Redford’un bu filmdeki giysileriyle çekilmiş bir fotoğraf karesini “The Great Redford” başlığıyla kapak yapmıştı.

Kıbrıs’a asker çıkarmamızdan dolayı 1974’ten sonra beş-altı yıl boyunca Türkiye’ye uygulanan Amerikan ürünleri ambargosu kapsamında 1974’ün “The Great Gatsby”si Türkiye sinemalarında gösterilemeyen filmler arasında yer aldı.

Aynı adlı edebiyat şaheserinin(yazarı: F. Scott Fitzgerald) bu 2013 tarihli en yeni uyarlaması da unutamadığı gençlik aşkına karşı duyduğu hastalıklı tutkusunun kurbanı olacak varlıklı adamın sarsıcı ve muhteşem öyküsünü konu alıyor.

“The Wolf of Wall Street”

Daha önce “What’s Eating Gilbert Grape”(1993), “The Aviator”(2004),  “Blood Diamond”(2006)  ile Oscar adaylığı kazanan oyuncu Leonardo DiCaprio,  bu yıl hem “The Great Gatsby”le, hem de “The Wolf of Wall Street”le (yönetmen: Martin Scorsese) çok iddialı…

Önümüzdeki yıl bu iki filmden biriyle DiCaprio’nun Oscar ödülüne layık bulunması şaşırtıcı olmayacak.

”The Artist” ile Oscar kazanan Fransız Jean Dujardin de “The Wolf of Wall Street”in oyuncu kadrosunda…

DiCaprio,  Scorsese işbirliği böylece, 11 yılda, “Gangs of New York”(2002),”The Aviator”(2004), “The Departed”(2006) ve “Shutter Island”dan (2010) sonra, beşinci ürününü veriyor.

“Grace of Monaco”

Film yıldızlığını bırakarak Monaco Prensesi olan, sonradan sinemaya dönüş yapmak isteyip kocasının engeline takılıp dönemeyen ve korkunç bir trafik kazasında ölen Grace Kelly’i (1929-82) Nicole Kidman’ın  canlandırdığı 30 milyon dolar bütçeli “Grace of Monaco”da en çok beklenen filmler arasında…


“Diana”

Parkinson hastalığından muzdarip, savaşı kazanmak için her türlü barbarlığı yapmış ordusu yenik düşmüş, Rusların eline geçmemek için her şeyi yapmaya hazır Adolf Hitler’in son günlerini ölümsüz bir filme (“Çöküş-Der Untergang”) dönüştüren Oliver Hirschbiegel imzalı Diana’daysa Paris’te paparazzilerden kaçarken trafik kazasına mı, suikaste mi kurban gittiği hala tartışılan, öldüğünde karnında Mısırlı işadamı Dodi Al Fayed’in bebeğini taşıdığı ve bu bebeğin cesedinin İngiliz ajanlarınca (gerçek James Bond’lar tarafından) Diana’nın karnından hamilelikten hiçbir iz bırakmayacak şekilde çıkarılarak kaçırıldığı iddiaları gündemden düşmeyen Prenses Diana’yı(1961-97) eşsiz Naomi Watts  canlandırdı.

İngiliz Kraliyet ailesinin bu filmde kendilerine yöneltilecek suçlamalardan endişe duyduğu söyleniyor.

Umarım bu film İngilizlerin kokuşmuş monarşi kurumunu terk etme sürecine bir katkıda bulunur;en azından bu süreci hızlandırır.

 “Diana”da kocasınca her fırsatta aldatılan bir kadının kocasına verdiği karşılıklar ve yaşadığı aşk ilişkileri  konu ediliyor.

Sinatra Biyografisi

Efsanevi yönetmen Martin Scorsese, “Frank Sinatra Biyografisi” olan yeni sinema filmine hazırlanıyor.Adı henüz belli olmayan filmde dünya sinema tarihinin en seçkin oyuncu ve şarkıcılarından, “A Star Is Born- Bir Yıldız Doğuyor”(1954) ve “Judgment at Nuremberg Nuremberg Mahkemesi”yle(1961) iki kez Oscar adaylığı kazanan Judy Garland’ı 1976 doğumlu Tammy Blanchard canlandırabilir.Tammy Blanchard, “Life with Judy Garland: Me and My Shadows” adlı TV dizisinde de Judy Garland’ı canlandırmıştı. Martin Scorsese, Judy Garland’ın oyuncu ve şarkıcı olan kızı Liza Minnelli’yle “New York New York” (1977) adlı filmde birlikte çalışmıştı. 12 Mart 1946 doğumlu Liza, Judy Garland’ın yönetmen Vincente Minnelli’yle olan evliliğinden dünyaya gelen kızı…Liza Minnelli, “The Sterile Cuckoo/Pookie-Bahar Rüzgarı”(1969) ile Oscar adaylığı, “Cabaret-Kabare”yle de(1972) Oscar ödülü elde etmişti.

Martin Scorsese’nin yeni filminde  (“Frank Sinatra Biyografisi”)  Judy Garland’ın yönetmen Vincente Minnelli’yle 1951’de biten evliliğinden sonra Frank Sinatra’yla yaşadığı ilişki de konu ediliyor. Judy Garland, Sinatra’nın üçüncü kocası olmasını çok istemiş ancak bu amacına bir türlü ulaşamamıştı. Judy Garland,15 Haziran 1945 ile 29 Mart 1951 tarihleri arasında süren Vincente Minnelli’yle evliliğinden sonra Frank Sinatra’ya aşık oldu. O sıralarda Joan Blondell’e  Sinatra’yla evlenmek üzere olduklarını bile söylemişti.Judy Garland, bir gece Frank Sinatra’yı evine, baş başa bir akşam yemeğine davet etti ve Frank Sinatra bu daveti kabul etti.Garland, gümüş takımlarla donatarak iki kişilik şahane bir akşam yemeği masası hazırlattı ve Frank Sinatra yemeğe gelmeyerek kadına bir nevi hakaret etti.Frank Sinatra hayatının aşkı Ava Gardner tarafından aşağılanmasının intikamını çevresinde pervane olan kadınlardan almaya çalışacaktı.


Martin Scorsese’nin “Frank Sinatra Biyografisi”nde Clive Owen’ın canlandırması beklenen oyuncu Peter Lawford (1923-1984) Frank Sinatra ve Judy Garland’la ilgili bir tanıklığını şöyle anlatmıştı: “Bir zamanlar Palm Springs’teki bir partide zavallı bir kıza, hangi sebeple bilinmez, aşırı içkili olan Frank Sinatra öyle bir yumruk patlattı ki, vurduğu gibi onu camdan öbür tarafa geçirdi. Yerler cam kırıkları ve kanla kaplanmıştı. Kızın kolu neredeyse kopmuştu.Jimmy Van Heusen kızı hastahaneye zor yetiştirdi.Frank Sinatra daha sonra kızı paraya boğarak hayatını kurtardı ve olan biten her şey ört bas edildi. Ama Frank Sinatra’nın zavallı kızcağıza saldırmasını ve onu öldürmeye kalkışmasını, izleyen Judy Garland ve benim korkudan titreşerek bakıştığımızı hiç unutamam.”

“From Here to Eternity-İnsanlar Yaşadıkça”(1953) ile Oscar ödülü, “The Man With the Golden Arm”(1955) ile Oscar ödülü adaylığı kazanan Frank Sinatra, “An American in Paris-Paris’te Bir Amerikalı”yla(1951) Oscar adaylığı, “Gigi”yle(1958) Oscar ödülü kazanan yönetmen Vincente Minnelli’ye (28 Şubat 1903-25 Temmuz 1986) “Bir şeylerle meşgul olduğum sürece kendimi harika hissediyorum. Bu elimde olmayan bir şey.Hiç durmamalıyım.Bana bu konuda kimse (ne doktor,ne psikiyatr, ne de başka biri) yardımcı olamaz gibi geliyor.Sürekli ve kesintisiz hareket halinde olmalıyım,” demişti.

“Departed-Köstebek” adlı filmle Oscar ödülü kazanan yönetmen Martin Scorsese, “From Here to Eternity-İnsanlar Yaşadıkça”yla Oscar ödülü kazanan oyuncu ve şarkıcı Frank Sinatra’nın (1915-1998) yaşam öyküsünü, “Field of Dreams-Düşler Tarlası”yla Oscar ödülü adaylığı kazanan Phil Alden Robinson’ın yazdığı bir senaryoya dayanarak beyazperdeye getirmeye hazırlanıyor.

Kimi kaynaklara göreyse bu Frank Sinatra biyografisinin senaryosunu Bill Ray yazdı…

Frank Sinatra’yı bu sinema filminde kimin canlandıracağı henüz belli değil.

Mario Puzo’nun çok satan romanından beyazperdeye uyarlanan ”The Godfather-Baba”(1972) ile “The Godfather: Part 3-Baba 3”(1990) adlı filmlerde mafya babalarıyla, enseye tokat ilişkiler, sıkı dostluklar kurmaya bayılan, onların yardımlarıyla filmlerde istediği avantajlı rolleri elde eden Frank Sinatra’vari bir karakter (Johnny Fontane) yaratılmış ve bu karakteri Al Martino (1927-2009) canlandırmıştı.

Frank Sinatra Türk asıllı Amerikalı işadamı, Atlantic Records (Atlantic Plak ve Müzik Şirketi) Sahibi Ahmet Ertegün’le (doğumu:31 Temmuz 1923, İstanbul – ölümü: 14 Aralık 2006, New York)  bir davette yüz yüze gelince Ertegün’e aynen şu sözlerle hakaret etmişti:

 “Şu rock’n roll’unla müziği sen katlettin. Müzik piyasasının başına gelenler hep senin suçun.Bu ülkede (Amerika Birleşik Devletleri) müziğin içine sen ettin… -You ruined music with your rock and roll.It’s your fault what’s happened to the music business. You’ve destroyed music in this country…”

 

Efsanevi Yönetmen Martin Scorsese “Frank Sinatra Biyografisi” Filmini Anlatıyor:

 

Soru: Frank Sinatra ile ilgili biyografi filmi projeniz hala gündemde mi?

Martin Scorsese: Evet gündemde… İlk senaryo taslağı elimize ulaştı. Umarım yakında hayata geçiririz.

 

Soru: Frank Sinatra’yı şahsen tanıma fırsatı buldunuz mu?

 

Martin Scorsese:Hayır, sadece bir kere Los Angeles’te karşılaştık ve telefonda bir- iki kere konuştum. Hepsi o kadar…

3