Kızların da Manitası olur!

 

Çiğdem Erken, geçtiğimiz haftalarda 3. Albümü “Manita”yı Sony Music etiketiyle çıkardı. “Kız Kafası” ve “İstanbul Kızı” albümlerinin çizgisinden devam eden albüm bu sefer çıtayı bir kaç barem birden yükseltmiş. Sözlere yüklediği derin anlam, kalbinize dokunan piyano ve Çiğdem’in her geçen gün güzelleşen vokali, albümü vazgeçilmez yapmış. İskender Paydaş’ın aranjörlüğünde hazırlanan albüm uzun zaman müzik çalarlarımızın gediklisi olacak gibi duruyor. Çiğdem Erken ile bir araya geldik hayatı, aşkı ve Manita’yı konuştuk…

Viral Mecmua Özel Röportaj

Röportaj: Ceren Candemir

Manitanın nasıl bir hikayesi var, yapım süreci nasıl geçti?

 

Çiğdem Erken: Çok önceden karar vermiştim, “Manita” diye bir albüm yapmak istiyordum. O sırada Sony Music’ten bir teklif geldi, aslında Ada Müzik’te çok mutluydum ancak bu teklifin başka kapıları da açabileceğini düşünerek kabul ettim. Ayrıca Sony gibi bir firmanın  alternatif müziğe kucak açması da hoşuma gitti bir yandan. İskender Paydaş ile çalışmaya karar verdim. O da çok sıcak yaklaştı, ben ona demoları yolladım o ön aranjeleri yaptı ardından kayda girdik. Su gibi aktı geçti diyebilirim.

 

Bu albümde yine bir rüya ekip kurmuşsun, harikulade müzisyenlerle çalışmışsın!

 

Ç.E: bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sen istediğin kadar güzel bir şarkı yaz, istediğin kadar iyi fikirler bul onu  iyi müzisyenlerle çalmazsan kafandaki şey hayata geçmiyor. Bir de bu kadar iyi müzisyenler varken onların nimetlerinden neden faydalanmayalım? Bir çoğu arkadaşım, benim müziğimi biliyorlar. Öyle olunca ortaya suni bir buluşma çıkmıyor. Mesela Cem Tuncer, Ediz Hafızoğlu ve Alp Ersönmez üçlüsü, yani davul bas gitar, şarkıların kemiği, sürekli birlikte çalan müzisyenler, bu üçlünün kendi arasındaki uyumu benim için çok önemliydi. Şenova Ülker ile geçen albümde de çalışmıştık, çok değer veriyorum. Derya Türkan’ın varlığı da benim için çok önemli. Cenk Erdoğan cümbüşleri çaldı, çok istediğim bir şeydi bu albümde. Çağ Erçağ da viyolensel çaldı. Müthiş bir ekip vardı yani.

 

Memleketin en iyi vokallerinden Özge Fışkını da vokallerde duyuyoruz, vokal koçluğu da var bu albümde. Onu biraz anlatır mısın?

 

Ç.E: Özge çok eski arkadaşım, ta Ankara yıllarımdan. Neredeyse çocuktuk ilk tanıştığımızda. O daha iyi bilir yılını. Yıllar boyunca birbirimizi hep takip ettik. İskender Paydaş, vokal kayıtlarında rahat olmamı istediği için müdahale etmeyeceğini söyledi. Ben de vokalleri iyi kulağı olan, güvendiğim, beni çok iyi bilen biriyle kaydetmek istedim ve direkt Özge’yi aradım. Gerçekten su gibi geçti vokal kayıtları. Özge çok pozitifti, bir çok şarkının da back vokalini yaptı.

 

 

Albümün ismi evvelden de soruldu gerçi, “Manita”yı rahmetli Tekin Aral’ın Tarzan ve Arap Kadri’sinden öğrenmiş biri olarak bu isim bana çok sempatik geldi. Erkek tekelindeki bir kelimeyi kendine devşirmen de ayrıca çok hoş…

 

Ç.E: Muhtemelen hepimiz oradan öğrendik! Benim de tam dediğin sebepten kullanmak hoşuma gidiyor. Manita kötü bir laf değil, sevgili, flört demek. Erkek jargonunda daha kaba bir yere oturtulmuş, hor kullanılmış ama ben onu biraz  daha sevgi dolu, muzip bir hale soktum. Kızların da manitası olur!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Senin şarkılarında umut ve muziplik hiç bitmiyor zaten. Karşılıksız aşkında bile umut ve muzurluk var. Saçlarımı Yaptırdım şarkısı mesela…

 

Ç.E: O şarkı gerçekten saçlarımı boyatmakla Bordum uçağına gitmem arasındaki iki saatte yazdım biliyor musun? 

 

Düşkünüm’ü çok sevdim ben hatta albümün gizli starı ilan ettim! O aşka boyun eğmeden aşka teslim olma hali çok hoşuma gitti…

 

Ç.E: Aslında o çok eski bir şarkım, konservatuar yıllarında çok yoğun piyano çalıştığım dönemden. Şarkıda o fark ediliyor zaten. Sözlere bakarsan da daha bir genç kız kafa tutması var.

 

Aşka bu kadar iyimser bakmayı nasıl beceriyorsun?

 

Ç.E: Ben ona tutunuyorum diyelim. Bunu hep söylüyorum, aşkın bedenle ilgili bir şey olduğunu düşünmüyorum. Aşk daha bedensiz, daha ruhani bir şey olarak görüyorum. Aşkı iktidar hırsıyla kirletmemek lazım. Günümüz dünyasına baktığımız zaman ilişkiler de her şey gibi sanki tüketilmek için yaratılmış. İnsanlar tanışıyorlar, sevgili oluyorlar, evleniyorlar ve boşanıyorlar. Bu bir rutin olmuş artık. Yeni dünya düzeninde aşk ve ilişki tuhaf bir şekilde iç içe girdi. Geleneklerden dolayı nişan, evlilik, ailelerle tanışma gibi şeylere devam ediyoruz ama bir yandan da modern insan aslında aşkın başka bir şey olduğunu da fark etmiş durumda. Bir insandan hoşlanmakla bir insana aşık olmak arasında dağlar kadar fark var. Ben hep umutluyum. Sonuna kadar beklemeye, sonuna kadar söylemeye ve iyimserliğe inanıyorum. Umutsuzluk bana yeteneksizlik gibi geliyor.  Kendine güvenmiyorsun, geleceğe güvenmiyorsun bu dünyaya bir katkın olabileceğine inanmıyorsun demek…

 

 

Albümdeki her şarkı ayrı güzel bir tane bile “boşluk doldurma” şarkısı yok. Yine çok çalışmışsın ve çok özenmişsin belli ki.

 

Ç.E: Ona çok dikkat ediyorum, beynim sürekli buna çalışıyor diyebilirim. Şarkıların özellikle sözlerine, prozodisine önem veriyorum. Bir oto kontrolüm var ve neyi nasıl söylediğime çok dikkat ediyorum… Güzel Türkçe kullanmaya, içinin boş olmamasına, öylesine araya sıkıştırılmış bir laf olmamasına çok dikkat ediyorum.  Ben kendi zevkime göre %100 başarıyı hedefliyorum. Gerekirse 6 şarkı yayınlarım ama sırf onluyu tamamlamak üzerine içine şarkı sıkıştırmıyorum.

 

Dünyayı Durduran Şarkı albüme nasıl girdi? Halil Sezai nasıl dahil oldu?

 

Ç.E: Bir kaç tesadüf bir araya geldi. Manita’nın repertuarını tamamlamaya çalışırken bir gün sosyal medyada bir soru attım ortaya, “Albümde hangi şarkımı dinlemek istersiniz?” diye. Galiba sen de “Cesaretimden Bir Can Kazan”ı söylemiştin. O twitime gelen cevaplardan sadece bir tanesi “Dünyayı Durduran Şarkı” yazıyordu, soundcloud’ta dinliyormuş. Hatta kim olduğunu hatırlamıyorum,  keşke onun kim olduğunu bilsem! Eğer şu an bunu okuyorsa lütfen bana ulaşsın! Şarkının orijinali ZenginMutfağı oyunu için yazdığım bir düet, kavuşamayan aşıkların şarkısı, romantik bir şarkı. Düet yapmayı da çok istiyordum. Tabii bu bir tiyatro şarkısı olduğu için bir oyuncuyla söylemek istedim. Sezai de benim çok eskiden tanıdığım bir insan, birlikte çok çalıştık tiyatroda.  Çok sevdiğim bir insandır, duygusaldır iç dünyası bambaşkadır. O da şarkıyı çok sevdi, teklifimi büyük bir tevazuuyla kabul etti.

 

Albümde bir de Vedat Sakman şarkısı var, saklı hazinelerden “Yani Yani”. Şarkı Manita’ya nasıl dahil oldu?

 

Ç.E: Aslına bakarsan Vedat Sakman’ın kemik dinleyicisinin bildiği bir şarkıdır. Nedense en sevdiğim şarkılarından birisidir. Hatta bir sohbetimizde Kadri Karahan bana hatırlattı bundan bir iki sene önce bir Vedat Sakman tribute albüm yapılması gündemdeydi, benim de olmamı düşünüyorlarmış, bende “Ben Yani Yani’yi söylerim” demişim. Demek hep kafamda varmış. Vedat Abi’nin şarkılarında büyük aşk cümleleri vardır,  bizim memlekette aşkı en iyi anlatan adamlardan biridir,  bazı şarkılarında aşkı çok muzip bir şekilde anlatır, Yani Yani öyledir. Vedat Abi alt yapıda dolanan bluesu, ritmik yapıyla birleştirip şarkıyı başka bir suya götürmüş. Bir de Vedat Abi kendime örnek aldığım çok samimi bir müzisyen. Ben konservatuardayken yatakhaneden kaçıp Vedat Sakman konserlerine giderdim. Öyle sıkı takip ettiğim ve sevdiğim bir müzisyendir. Ankara’da Selçuk Yöntem’in işlettiği efsane bir Replik Bar vardı. Bütün tiyatrocular oraya giderdi. Bülent Ortaçgil’i, Zuhal Olcay’ı, Vedat Sakman’ı ilk orada dinledim.

 

Yeni sezonda tiyatro projeleri var mı?

 

Ç.E: yeni sezonda çok güzel projeler var, sürpriz olsun. Bir tanesini söyleyeyim bari, Serdar Bilici ile başlayacağız Shakespeare’in On İkinci Gece’si. Onun için özgün müzik yazacağım.