İstanbul’un Evliyaları

Nurten Bengi Aksoy

İslam dünyası şu günlerde kutsal üç ayları yaşıyor, geçtiğimiz hafta da berat kandili kutlandı, ülkemize dirlik ve düzenlik gelmesi için yürekten dualar ettik hepimiz…

Niyeyse özel kutsal günlerde ya da kutsal sayılan yerlerde edilen duaların daha bir çabuk kabul olunacağına inanılır eskiden beri.

Mesela; evde kalmış kızların, iş bulamayanların kısmetlerinin açılması ya da sınava girecek öğrencilerin başarılı olması için türbelere gidilir, kilitler açılıp dualar edilir, adaklar adanırdı eskilerde.

Eskilerde dedim ama; hâlâ da bu tür şeylerin yapıldığını hepimiz biliyoruz…

Adak adamak, türbelere, kiliselere, ayazmalara gidip dualar etmek, ağaçlara çaput bağlamak vb şeyler hala çok yaygın… Ne kadar eğitimli olursak olalım, zaman zaman hepimizin belki de gizliden gizliye yaptığı, inandığı adetler bunlar…

Özellikle üniversite sınavlarının yapıldığı şu günlerde öğrencilerden çok bazı annelerin telaşlandığını ve dualarla, adaklarla çocuklarına destek olmaya çalıştıklarını hepimiz biliyoruz.

Kendi öğrencilik yıllarım geliyor aklıma bu arada… Henüz lisede öğrenciyken oldukça inançlı bir ailede yetiştiğim için çula çaputa değil de daha çok dualara sığınırdım hep, şimdi de olduğu gibi…

Eğer çalışkan ve biraz da hırslı bir öğrenciyseniz en büyük idealiniz hep başarılı olmak, sınavlardan hep yüksek not almaktır… Eh ben de hasbel kader oldukça çalışkandım ve zayıf not almaktan çok korkardım, ne kadar çalışırsam çalışayım destek olarak da mutlaka bir adakta bulunurdum.

O yıllarda bizim evde en muteber evliya “Tezveren Dede”ydi… Ne müşkülümüz olsa hemen kendisinin ruhuna “Yasin” adar, dileğimiz olunca da borcumuzu öderdik kendisine huşu içinde! Lisedeyken sınav dönemi kuzenimle çok çalışır ama korkumuzdan her yazılı öncesi mutlaka Tezveren Dedeye 1-2 Yasin adardık iyi not alabilmek için. Eğer o hafta 3-4 yazılı varsa varın siz düşünün hafta sonu okunacak Yasin sayısını!

Cumartesi veya pazar günü kuzenimle Yasin okuma seansı yapar bir de kim daha çabuk okuyacak diye yarışırdık… Ama ya çok çalıştığımız için ya da inandığımız için hep de iyi notlar alırdık yazılılardan…

Ben bu alışkanlığımı aslında hiç terk etmedim, ne zaman sıkılsam ya da bir dileğim olsa hemen Tezveren Dedeyi hatırlarım…

Bütün bunları yaparken yıllardır Tezveren Dede kimdir, nedir diye de hiç düşünmemiştim. Üç dört yıl önce Nezihe Araz’ın “Anadolu Evliyaları” adlı kitabını okurken buldum Tezveren dedeyle ilgili bilgileri… Aslında sadece İstanbul’da bile birkaç Tezveren Dede var, tıpkı başka şehirlerde de olduğu gibi…

Ama benim gönülden bağlandığım Tezveren Dede Cağloğlu’nda Basın Müzesi olan binanın altında bir köşeye sıkışmış minicik bir türbe, hiç kimsenin farkında bile olmadığı ya da bilmediği son derece mütevazi bir mezar sadece… Kendisinin Fatih Sultanın ordusunda görevli bir eren olduğu yazıyor kitabesinde… ben yılların bağlılığıyla ne zaman karşıya geçip Çemberlitaşa’a gitsem mutlaka kendisine bir uğrar, ruhuna bir Fatiha okurum. Bunu belki de kendi ruhumu rahatlatmak, manevi bir haz almak için yaparım… İyi de gelir bu ziyaret bana…

Aslında İstanbul da tıpkı Anadolu gibi evliyalar diyarı ve zaman zaman hepimiz sığınacak bir kapı aramıyor muyuz…