“Hobbit: Beş Ordunun Savaşı” yönetmen-ortak yazar-yapımcı Peter Jackson’ın yaklaşık bir asır önce J.R.R. Tolkien tarafından kaleme alınmış edebi başyapıtları The Hobbit ve The Lord of the Rings’in zengince örülmüş Orta Dünya evrenini hayata geçirmek için yaptığı 16 yıllık yolculuğunun sonunu temsil ediyor. 

 

 

https://www.youtube.com/watch?v=OZkxHq5NnAU

 

İlk olarak 1937’de yayımlananThe Hobbit, or There and Back Again saygın yazar, şair, üniversite profesörü ve dilbilim uzmanı olan Tolkien’ın hayal gücünden çocukları için uyku masalı olarak ortaya çıktı. Takip eden 17 yıl içinde, Tolkien karmaşık Orta Dünya mitolojisini geliştirip zenginleştirmeye devam ederek The Lord of the Rings’deki gitgide büyüyen, kıyametsi sonuca ulaştırdı. Yazarın eserleri toplu olarak dev bir çağdaş mite dönüşüp, dünya kültüründe sarsıcı bir etki yaratarak, gelmiş geçmiş en çok satan romanlar arasına girdi ve dünyanın dört bir yanında nesillerdir okurların hayal güçlerini zenginleştirdi.

 

 

Bu okurlardan biri de ülkesi Yeni Zelanda’yı trenle gezerken Orta Dünya’ya ilk kez dalan —ama son olmayacaktı— genç Peter Jackson’dı. Sinemacı, daha 1995 yılında, The Hobbit’i beyaz perdeye aktarma düşüncesi beslerken, ardından da The Lord of the Rings’i sinemaya uyarlamayı umuyordu. Fakat Jackson sonunda Tolkien’ın çıktığı yolculuğu tersine çevirdi —hikayenin sonunu önce kendisinin alamet-i farikası hâline gelen, Oscar ödüllü “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesinde anlattıktan sonra, yaratmış olduğu tam kapsamlı dünyaya geri dönerek, mitolojinin başlangıcını “Hobbit” üçlemesinde aynı muazzam çapta, teknik ustalıkta ve duygusal kapasitede hayata geçirmeye girişti.

 

Yapımcılar ilk hikayedeki ikonik rolleri canlandırmaları için yetenekli oyunculardan bir kilit kadro oluşturdular. Bunlar arasında; Hobbit Bilbo Baggins rolünde Martin Freeman, Cüce Lord Thorin Meşekalkan rolünde Richard Armitage, Okçu Bard rolünde Luke Evans, Savaşçı Orman Elfi Tauriel rolünde Evangeline Lilly, Ormanlık Diyar’ın Elf Kralı Thranduil rolünde Lee Pace, Demir Tepeler’in Cüce Generali Dain Demirayak rolünde Billy Connolly, ve üçlemenin ikonlaşmış kötü adamları Ejderha Smaug ile Karanlık Lord Sauron’a hayat veren Benedict Cumberbatch bulunuyordu.

 

Yeni üçleme, ayrıca, yönetmeni, gösterime girmesinden yaklaşık on yıl sonra “The Lord of the Rings”in oyuncu kadrosuyla yeniden buluşturacaktı. O kadroda yer alan isimler şöyleydi: Büyücü Gri Gandalf’ı canlandıran McKellen; sırasıyla, Yüksek Elfler Galadriel, Elrond ve Legolas’ı canlandıran Cate Blanchett, Hugo Weaving ve Orlando Bloom; Büyücü Ak Saruman’ı canlandıran Christopher Lee; yaşlı Bilbo Baggins rolünü yeniden üstlenen Ian Holm; ve ilk film “Hobbit: Beklenmedik Yolculuk”taki unutulmaz Gollum karakterine geri dönen ve üçlemenin tamamında ikinci birim yönetmenliği görevini üstlenen Andy Serkis.

 

Jackson, yakın şekilde çalıştığı kamera arkası ekibi ve uluslararası oyuncu kadrosuyla birlikte yeni bir maceraya yelken açtı. Tüm ekip dokuz ay boyunca Yeni Zelanda’nın dört bir yanında, üç filmi aynı anda çekti. İlk film olan “Hobbit: Beklenmedik Yolculuk” 2012’de, “Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları” ise ertesi yıl gösterime girdi. Bu ilgi çekici sinema yolculuğu şimdi üçüncü ve son film olan “Hobbit: Beş Ordunun Savaşı”nın gösterime girmesiyle destansı finaline ulaşacak.

 

Jackson sinemaseverleri son bir kez Orta Dünya’ya sürüklemeye hazırlanırken, bu destansı sinemacılık serüveninde kendisinin daima şaşmazı olan şeyi, Tolkien’ın sanatsal mirasına duyduğu tutku ve bu mirasın beyaz perdede canlı ve organik bir şekilde hayat bulması için kendisinin duyduğu arzu olarak aktarıyor.

 

“‘Yüzüklerin Efendisi’ filmlerini yaptığımızda, çok fazla baskı vardı çünkü daha önce benzeri görülmemiş bir şekilde gerçekleştirilecek, çok büyük bir projeydi; üstelik şimdiki gibi bir geçmiş performansımız yoktu” diyen Oscarlı sinemacı, sözlerini şöyle sürdürüyor: “O filmler artık dünyaca tanınıyor. Kültürümüzün bir parçası oldular. Bu durum da, ‘Hobbit’ filmlerinde farklı türde bir baskı yarattı. Ancak, buna yanıt verebilmenizin yegane yolu sinemacı olarak kendiniz gibi olmanız. Kariyerim boyunca yaptığım her şeyde, sinemasever olarak kendimin keyif alacağı işler yapmaya çalıştım. İlk iki ‘Hobbit’ filminin serinin hayranları tarafından kucaklandığını görmek bir mutluluk kaynağıydı çünkü bizler de serinin hayranlarıyız. Ama bunun yanında, yeni bir kuşağı her şeyin başladığı hikaye aracılığıyla bu dünyayla ve inanılmaz mitolojiyle ilk kez tanıştırmak heyecan vericiydi.”

 

Jackson, “Hobbit” üçlemesinin her bir filminde olduğu gibi, “Hobbit: Beş Ordunun Savaşı”nın senaryosunu da uzun süreli çalışma arkadaşları Fran Walsh ve Philippa Boyens’in yanı sıra, Guillermo del Toro’yla birlikte oluşturdu. Üçlemenin ortak yapımcılarından biri de olan Boyens, yapımcılar olarak, kendilerine, hikayeyi tamamlamak için zamanı geri almadan önce “Yüzüklerin Efendisi” filmlerinin yapılması gerekirmiş gibi geldiğini belirtiyor ve şöyle devam ediyor: “Pek çok açıdan, ‘Hobbit’ filmleri bizim için o deneyimi yaşadıktan ve bu inanılmaz oyuncu kadrosunu oluşturduktan sonra daha iyi olacaktı. Ayrıca, ilk üçleme bize ‘Hobbit’ filmlerinin gerçek anlamda açılabilmesi için daha geniş bir tuval sağlamakla kalmayıp, bu küçük maceranın ‘The Lord of the Rings’ filmlerinin yapılmasına öncülük eden bu engin, dünyayı değiştiren mitolojiyi nasıl doğrudan etkilediğini daha iyi anlamamızı mümkün kıldı.”

Büyücü Gandalf ve Cüceler Bölüğü’yle birlikte Yaban’da acayip ve tehlikeli bir serüvene koyulan Hobbit Bilbo Baggins’in öyküsü, Tolkien’ın eserlerinin tamamının dokusuna yayılmış temalara —dostluk bağları; onur ve fedakarlığın doğası; zenginlik ve iktidar yozlaşması; ufuktaki en büyük kötü güçleri bile durdurabilecek, en akla gelmez kahramanların sessiz cesareti— hayat vererek büyüdü.

 

Fakat, Tolkien’ın kendisi için, basıldıkları şekliyle romanlar tüm hikayeyi anlatmıyordu. Yazar, The Lord of the Rings’in son romanının arkasındaki 125 sayfalık notlar bölümünde, The Hobbit döneminde Orta Dünya’daki karanlık ve aydınlık güçlerin ayrıntılı bir haritasını çıkararak, Bilbo’nun serüveni ile yeğeni Frodo Baggins’in nihayetinde sahip olacağı miras arasındaki hayati bağı açıklığa kavuşturdu. Üçlemenin yapımcıları arasında da yer alan Walsh, “Profesör Tolkien The Lord of the Rings’in ekinde bize bir hediye bıraktı. Bu ek, kendisinin bu dünyayı büyütmek ve hikayenin daha fazlasını anlatmak ihtiyacından kaynaklandı. Bu bizlere, Profesör Tolkien’in arzusunu yerine getirirken, öyküyü üç filme yaymamız için de organik bir yol sağladı” diyor.

 

Ek bölümdeki anlatılmamış hikayeler de Jackson’a “Hobbit” üçlemesine daha parlak, daha masum bir üslupla başlayıp gitgide kararan bir duygusal ortam ve nihayetinde dev bir savaşa dönüşen bir macera yaratması için zengin bir palet sağladı. “Filmin merkezindeki destansı savaş üç filme sığan bir hikaye örgüsünün doruk noktası. Bu hikaye örgüsü ordular muhabere meydanında kıran kırana savaşırken dahi devam ediyor” diyen Jackson, şöyle devam ediyor: Bol miktarda gizem, gerilim, zafer ve trajedi mevcut çünkü karakterler arasındaki çeşitli kişisel hesaplar ve çatışmalar son noktasına geliyor. Gördüğümüz her şey —bu karakterlerin kimler olduğu, her birinin ne için savaştığı—  bu noktaya öncülük ediyor. Bence bu film üç ‘Hobbit’ filmi içinde en güçlü ve duygusal olanı; ayrıca, bu serüvene beraberce çıktığımız her bir karakteri onurlandırıyor.”

 

Destansı bir serüvenin son bölümü, bir sonraki üçlemenin ise öncüsü olan “Hobbit: Beş Ordunun Savaşı” tüm Orta Dünya efsanesinin güçlü dayanak noktasını oluşturuyor. “İnsanların başından başlayıp sonuna kadar kronolojik olarak sona doğru gitmek yerine normal sıralamanın 20 yıl geleceğinde yapılmış bu filmleri izlemeyebileceğinin farkındaydık. Dolayısıyla, ‘Hobbit’ filmlerini yaparken, bilinçli olarak, üslubu izleyicilerin ‘Yüzüklerin Kardeşliği’ serüvenine ve nihayetinde de Orta Dünya’nın ‘Kralın Dönüşü’ndeki dehşet verici sonuna gidiyorlarmış gibi hissedeceklerini umduğumuz bir yere doğru ilerlettik. Ümidimiz, altı filmin her birinin, gelecek nesiller için kesintisiz tek bir destanın bölümleri gibi olması” diyor.