Gül Ağacında Üç Fidan

Nurten Bengi Aksoy

6 mayıs tarihi özellikle bizim kuşak kadınları için çok önemlidir, çünkü 6 mayıs günü Hıdrellez’dir. Yeni nesil pek bilmez bu günü ama aslında Türk dünyasında kutlanan mevsimlik bayramlardan biridir. Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan Hıdırellez günü, Hızır ve İlyas’ın yeryüzünde buluştukları gün olduğu sayılarak kutlanmaktadır. Hızır; yaşam suyu (ab-ı hayat) içerek ölümsüzlüğe ulaşmış; özellikle de baharda aramızda dolanarak, bolluk ve sağlık dağıtan efsanevi bir kişiliktir ve bir kişiye verilen addan çok aslında bir doğasal durumu, baharla vücut bulan yaşamın tazelenmesini simgeler.

İşte biz çocukluğumuzdan beri bu güzel geleneği, bayramı kutlar, unutmamak için de çok gayret sarf ederdik. 5 mayısı 6 mayısa bağlayan gece, daha akşam ezanında dileklerimizi yazdığımız minik kağıtları dualarla kırmızı torbalara koyar yanına bozuk para da ekleyip gül dalına asardık, sonra o gül ağacının altına yani toprağa, kavuşmak istediklerimizin resmini ya da maketini yapar bırakırdık. Sonra da bütün bir yıl dileklerimizin kabul edilip edilmediğini bekleyip görürdük. Aslında hiçbir zaman ulaşılmaz şeyler dilemezdik, dileklerimiz hep mütevazı ve olabilecek şeylerdi ; çünkü büyürken bize “olmayacak duaya amin denilmez” diye öğretilmişti. Bu yüzden de dileklerimiz genellikle hep gerçekleşirdi.

Yarın akşam yine dileklerimi yazıp bozuk paralarımla birlikte kırmızı torbama koyup bahçemdeki gül ağacının dalına asacağım ve bekleyeceğim. Bütün bunları düşünürken bir kez daha tarihe takıldı aklım ve yıllar yıllar öncesine tam 42 yıl öncesine gittim…

6 Mayıs 1972 Cibali Kız Lisesi son sınıftayım. Güneşli bir bahar günü görünüşte ama yurdumun ufukları kara bulutlarla kaplı. 12 Mart 1971 de İhtilal olmuş ve “Demokrasi” yine sekteye uğramış. Vatan Hainleri (!) kovalanıyor her yerde ve memleketi sözüm ona kurtarmak adına ÜÇ FİDAN dar ağacına asılıyor o gün, tıpkı gül dalına asılmış, içinde umutların olduğu dilek torbaları gibi… Onlar hür ve bağımsız bir ülke dilemişlerdi hep ama dilekleri kabul olmadı ne yazık ki…

O gün tarih dersimiz vardı okulda ve tarih hocamız Lütfiye Hanım, nam-ı diğer “Dev anası” dersimize gelmişti. O her zaman büyük bir coşkuyla, kendinden geçercesine dersini anlatan kocaman (!) kadın, o gün yaşanan o anlatılmaz acıyla adeta yıkılmış, küçülmüş ve ufacık kalmıştı. O ders bize ders anlatamadı ve hepimiz dut yemiş bülbüller misali sınıfta hiç ses çıkarmadan oturduk. Ve bilemedik ki O FİDANLAR bir hiç uğruna yitip gitmişler. Bugün güzel ülkemin güzel insanlarına bakmak istiyorum ama ” GÜZEL” yok olmuş, sadece ülkem ve insanlar kalmış. Artık ne ülkemi ne de insanlarını tanıyorum. Çünkü bize ” kutsal” olarak öğretilen her şey ayaklar altına alınıyor şimdilerde. Bir zamanlar uğruna canların verildiği değerler yok sayılıyor ne yazık ki…

Bir hıdrellez gününde daha yani yarından sonra, acaba hep birlikte, can u gönülden tam bağımsız ve herkesin özgürce yaşayacağı bir ülke istesek; kavgasız, gürültüsüz, savaşsız, çocukların ölmediği “BARIŞ” dolu bir dünya istesek çok mu şey istemiş oluruz, acaba dualarımız kabul olur mu ki ?

 

Tasarım:Metin Altıok (1.Fotoğraf)