Gam

Hakan Yel

Gönül denen gezgin ruh sürekli aşkı arar ve onu hep son menzilde bulur…

Tevfik Erdem önemli bir sır verecekmiş gibi baktıktan sonra ciddi bir ifadeyle devam etti.

“Aşk bir ruh tutulmasıdır sevgili Alp. Ruh, bu dünyada kayıptır ve hep eşini arar. Eşinin kim olacağını, nasıl olacağını hiç kimse, hatta kendi bile bilemez. O, dümeni kırık bir yelkenli gibidir, rüzgâr nereye sürüklerse oraya savrulur. Bu arayışın sonunda eşini de hep bu menzilde bulur. Tüm ümidini kaybetmişken, yalnızlığın ebedi olduğunu sanıp bunalırken onu bulur ve tüm hayatıyla sarılır…”

“Peki mutlu olurlar mı?” diye sordu Alp.

Tevfik Erdem titreyen sesiyle cevap verdi. “Aşkı bulduğun o menzil var ya, işte onun arkasında hem cennet hem de cehennem vardır. Gönül aşka düşünce ikisine de girer, çıkar. Kâh yaralanır kâh keyiflenir. Fakat neticede sadece  birinde kalır.”

Gam, beklenmedik ve büyük acıların, buz tutmuş kalplerin ve birbirine tamamen zıt kültürlerin kaosunda aşkla kenetlenen sevdalı ruhların öyküsüdür…

Kitaptan bir bölüm

 

Siz, arkadaşlarınızla eğlenmeye gidersiniz.

Eğlenirsiniz de…

 Biz de arkadaşlarla toplanır eğlenmeye gideriz.

Gideriz ama bir türlü doya doya eğlenemeyiz…

 Çünkü bizim gecelerimizin sonunda hep o gam vardır!

Onlardan biri

1. Bölüm

(…)

 Nefes alması durdu. Birkaç saniye sonra tam boğulacakken son bir çırpınışı andıran derin bir iç çekişin ardından bacaklarının yerinde olmadığını kavrayan Alp Germenli’nin, insan olanın içini yakan o upuzun “Anne!” çığlığı Arpacı Çeşme Sokağı’nın arnavutkaldırımı taşlarına kadar taştı.

O sırada Kudret Bey, salonda oturduğu sandalyede kollarını göğsünde kavuşturmuş, kahvaltı sofrasında bir noktaya öylece gözlerini dikmiş, karşısında sesini çıkarmamaya gayret ederek ara ara gözyaşlarını akıtan karısını umursamadan kendi kederine dalmış gitmişti.

Oğullarının çığlığı mırıltılı bir sanat müziği şarkısı yayan eski radyonun sesini bastırıp salonu doldurduğunda karıkoca ikisi birden şaşkınlıkla göz göze geldiler.

 Bir anlık bocalamanın ardından da yerlerinden fırlayarak peş peşe ve telaşla kendilerini koridora attılar.

 Yatak odasına kocasından önce ulaşan Muazzez Hanım, can havliyle kapıyı açınca olduğu yerde çakıldı kaldı. O an sanki görünmeyen bir güç, ayaklarını bağlayıp, yüreğini bir mengene gibi kavradı. Gayriihtiyari, eli söyleyeceğine mâni olmak ister gibi ağzına gitti ve inledi.

“Allahım!”

Kudret Bey, eşinin omzunun üstünden, yere düşmüş oğlunun yaşlar dolu gözlerindeki o içler acısı çaresizliğini, ellerini onlardan yardım dilenir gibi uzatmış o zavallı halini gördüğünde acısı ciğerine işledi.