90’lı yılların başında video kaset kiralama çılgınlığı yaşanıyordu. O dönem izlediğim filmlerden biri de İrfan Tözüm’ün yönettiği, başrolünde Hülya Avşar’ın oynadığı Fazilet filmiydi. Filme çarpıldığımı hatırlıyorum.  Geçtiğimiz günlerde eski Türk filmleri izleme seansıma Fazilet’i ekleyip izledim.
 
Fazilet’in hikayesi bilindik, yoksul bir kız çocuğu, amcasının aracılığıyla köyden kente zengin bir eve besleme olarak gönderilir. Fazilet bundan sonra iyi bir semtte lüks bir apartmanda, zengin bir müteahhit olan Selim ve bale öğretmeni karısı Alev’le birlikte yaşayacak, evin işlerini yapacaktır. Ancak Fazilet feci şekilde çuvallar. Köyde büyüdüğünden, kentli usulleri bilemez, Alev’i çıldırtır. Telefon çalınca nasıl açılır, nasıl banyo yapılır, bulaşık makinası nasıl kullanılır hepsini Alev’den öğrenir. Alev öğrettikçe Fazilet üzerinde iktidar kurar.
 
Fazilet büyüyüp serpilince yani güzel bir genç kadın olmaya başladığında çok da gönlü olmadığı halde yine aynı köyden bir gençle evlendirilir ve bu genç Alev’in müteahhit kocasının inşaatında işe sokulur.
 
Fazilet’in kızı Alev’in bale derslerine ücretsiz olarak katılır. Alev’in kızı ile Fazilet’in kızı sınıf eşitsizliğine dayalı bir arkadaşlık kurarlar. Alev’in kızı her seferinde Fazilet’i kızına kendilerinin zengin, onların ise yoksul olduğunu hatırlatır.
Fazilet dört bir yandan hem ekonomik hem duygusal olarak kuşatılmıştır. Alev’in ona sunduğundan başka bir dünyası yoktur, olsa da orada yaşamayı düşünmek bile istemez. Fazilet’in idealize ettiği hayat Alev’inkidir ancak kocasının sunduğu hayat ise bir gecekondudan ibarettir ve ona yetmiyordur. Öyle ki bu gecekonduda Fazilet ve kocasının özel bir yatak odası bile yoktur, çocuklarıyla aynı odada uyuyorlardır. Fazilet kendi evinde cinselliğini de yaşayamıyordur. Bunlar yetmezmiş gibi  Fazilet’in amcası da onlarla birlikte yaşıyordur ve kafayı gömülü altın bulmaya takmıştır.
 
Fazilet’in kendisini mutsuzluğa sürükleyen kapitalizme olan isyanını kendi iç sesinde duyarız:
 
“Nasıl bir hayat bu? Fazilet mutlu değil… Fazilet neden mutlu değil? Alev’den çirkin, Alev’den aptal mı? Fazilet mutlu olmak istiyor. Alev gibi… Nasıl? Nasıl?”
 
Fazilet’in gerçeklikten kopuşu
 
İki yaşam tarzı arasındaki bu büyük uçurum Fazilet’in duygu dünyasında kırılmalara ve kimlik karmaşalarına yol açar. Bu kimlik karmaşası gerçeğe sirayet etmeye başlar, kızına bile zaman zaman Alev’in kızının adıyla hitap eder.
 
Alev’in verdiği eski kıyafetleri giymek Fazilet’e yetmez, yeni aldıklarını gizli gizli denemeye ve ayna karşısında kendini uzun uzun seyretmeye başlar. Kendini duruma iyice kaptıran Fazilet, Alev’in genç sevgilisiyle telefonda sanal bir flörte girişir. Bu süreçte Fazilet’in Alev hayranlığı rekabete dönüşür. Alev gibi giyinmek, apartmanda oturmak Fazilet’in de hakkıdır, ne yazık ki buna sadece Fazilet inanıyordur.
 
Kimlik karmaşasının boyutları arttıkça Fazilet gerçeklikten kopmaya başlar. Kendini Alev’in yerine koyduğu bir yaşam hayal eder. İlginçtir bu farazi yaşamda beslemesi olan Fazilet yine kendi küçüklüğüdür.
 
Kendi “köylü” ve “cahil” geçmişiyle savaşır durur. Küçük Fazilet hep hata yapar, bardakları kırar, okulda başarısız olur, kime nasıl hitap edeceğini bilemez. Hayali ve kentli Fazilet’in, köylü Fazilet’e tahammülü yoktur onu sık sık azarlar. Bir zamanlar ezilen kişi ezen konumuna geçince daha zalim olur her zamanki gibi.
 
Hayal ettiği Fazilet kendisinin tam tersidir, kocası kibar ve zengindir, bu da yetmez gizli aşığı vardır, son moda kıyafetler giyinir, ev işi yapmaz, kocasını onu aldatınca kıyametleri koparır. Moderndir, eğitimlidir, kendine güvenlidir. İçinde yaşadığı çember daraldıkça hayal dünyasında kendinin tam zıddı bir kadın yaratıp ona sığınır, sığındıkça çıldırır Fazilet.
 
Film boyunca Fazilet’in çıldırışını üzülerek izleriz, ondaki bu gidişatı sezen kocası birkaç kere azarlar, Alev onu bir doktora götürmeyi teklif eder ama nafile; Fazilet dönüşü olmayan bir sarmala çoktan girmiştir… Fazilet’in çıldırarak sistemden çıkışı herkesin işine gelmektedir bir yandan da. Alev kaçık hizmetçisinden, kocası deli karısından, kızı tuhaf annesinden kurtulacaktır. Kapitalizmin çarkları dönmeye devam edecektir. Yarım ağız yardım teklifleri ya da “kendine gel” uyarılarının  Fazilet’i kurtarmaya yetmeyeceğinin aslında herkes farkındadır.  Sonuçta Fazilet alt sınıftan olmanın yükünü kaldıramaz, hayalinde Alev gibi olmaya çalışırken kendini yok eder.
 
Bir kadın nasıl tükenir?
 
İçinde yaşadığımız kapitalist sistem çoğunlukla kadının kimliğini, iktidar alanını ve yaşam tarzını kocasının ya da babasının ekonomik gücü veya toplumdaki konumuyla belirliyor. Paranın yarattığı sınıflar arası uçurum kadınların hayatında gözle görünür etkiler bırakıyor. Filmde Fazilet, kocasına “Neyimiz eksik Alev’den?” diye sorar. Kocasının yanıtı tek kelimelik olur, “Para”.
 
Kapitalizmin durduğu noktada yoksul bir kadının kendisi için daha fazlasını istemesi arsızlık, bunu hakkettiğine inanması çizgiyi aşmak olarak değerlendiriliyor. Yoksulluğunu kabul edip de bununla baş edemeyenlerin delirerek ayak altından çekilmesi ve bir başka yoksulla ikame edilmesi kapitalizmin devamı için basit ve bir o kadar da gerekli bir devinim. Filmde de Fazilet delirerek sistem dışı kalır, artık bu sistem için işe yaramazdır çünkü. Fazilet’in delirmesi avantajlı konumdaki diğer kadınların varlıklarını sürdürebilmeleri için elzemdir. Kapitalizmde kazanmak bir başkasının kayıpları ile mümkün olabiliyor. Fazilet’in açısından duruma bakarsak kurtulduğunu düşünebiliriz, kendi hayal dünyasında istediği hayatı yaşayabilecektir artık.
İki kadının evin hanımı-hizmetçi denklemindeki ilişkisi aslında bir mikro iktidar ilişkisi. Paranın ve mülkün sahibi olan kadın, bir başka kadını çocukken ailesinin yanından aldırıp kendi evinde çalıştırıyor, onun dünyasını değiştirip hiç bilmediği bambaşka bir yaşamın varlığını gözüne sokuyor ancak o yaşama dahil olmasına asla müsaade etmiyor. Fazilet’in itirazı buna zaten. Alev, okulda başarısız olan Fazilet’i eğitimine devam etmesi için teşvik etmiyor sadece zorunlu olan ilkokulu bitirmesini sağlıyor. Fazilet, aynı köyden bir adamla evlenmek istemiyor, ama Alev O’na “Daha iyisini mi bulacaksın?” diyerek Fazilet’i evlendiriyor. Fazilet’in alt sınıftan çıkış biletlerini bir bir yırtıyor Alev. Neden? Rakip istemiyor da ondan. Çünkü bu sistem Fazilet’e karşı olduğu gibi Alev’e karşı da acımasız. Alev’in de iktidar alanı kocasının ona sağladığı imkanlar kadar.
 
Bu filmdeki Alev-Fazilet denklemini bugün plazalarda, şık ve gösterişli ofislerde de görmek mümkün. Kadınların kapitalist sistemde yükselmesi çok engebeli bir yoldan geçiyor, başaran şanslı azınlığın çoğu da sermaye sahibi aileye mensup kadınlar. Yani, yine aynı noktaya geliyoruz kadının iktidar alanı baba ya da koca parasıyla belirleniyor. Kadınlar iş dünyasında birbirlerine karşı çok daha acımasızlar. Bileğinin hakkıyla çalışan kadınları da muhtemel bir hüsran bekliyor. Ya hakkettiğinizi almaya çalışırken delirerek sistemden çıkacaksınız ya da payınıza düşeni kabul edip bununla yaşayacaksınız. Günümüz dünyasının bizlere sunduğu imkanlar bu kadar.
 
Fazilet delirmesin de ne yapsın? 
 
Yazının orijinali Bianet’te yayımlanmıştır.