“Ötekileştirme Mekanizmasının İzinde,İlerleyip Yüzeyde Kalarak Melodramı

Tanımlayan Yazar Esat Mahmut Karakurt” 

2. Bölüm

Senaryosunu, Kemal Sunal’ın ilk dönem filmlerinden olan; Sakar Şakir, Avanak Apti, Sahte Kabadayı gibi sinema filmlerinin senaryosunu da kaleme alan Süavi Sualp’in yazdığı, görüntü yönetmeni olarak Menasi Filmeridis’in çalıştığı bu versiyon; Hülya Koçyiğit, Murat Soydan ve düşman kuvvetlerinin birbiri ardına yerlere serildiği sözümona tarihi sinema filmlerinde dublör kullanmadan oynayan, yaşı ilerleyince, kendi yağıyla kavrulan mahalle sakinliğine tayin olan Yılmaz Köksal gibi isimleri çatısı altında toplamıştır.

Karakurt’un Türk olmayan ve Türkiye dışında yaşayan insanlardan sonra Kürtleri de çatışmalı aşkı bahane ederek düşman olarak gösterdiği bu eserin ardından, Türkiye’den veya Türkiye dışından düşmanların cirit atmadığı bir eser olan Kadın Severse de iki kez uyarlanan eserler zincirine bir halka olarak eklenmiştir.

Tesadüflerin aşkı ve Karakurt’un eserlerinin doğası gereği, beraberinde çatışmayı getirdiği bu eser, kendisiyle birliktelik yaşadığı erkekten, erkeğin evli olduğunu öğrenince ayrılan ve yurt dışına giden kadının yıllar sonra dünyaya gelen kızıyla, annesinin yıllar önce terk ettiği erkek arasında yaşadığı aşkı, bu aşkı yaşayan erkeğin, bir zamanlar birliktelik yaşadığı kadına kızına beslediği aşk makyajlı sevgi sayesinde dönüşünü anlatan eser ilk olarak, senaryoyu da yazan Atıf Yılmaz tarafından 1955 yılında sinemaya uyarlanmıştır.

Yapımcılığına Cemil Filmer’in adını yazdırdığı, Mike Rafaelyan’ın görüntü yönetmenliğini üstlendiği ilk versiyonda; Muzaffer Tema, Gülistan Güzey ve tiyatrodan sinemaya geçse de tiyatroyu rafa kaldırmayan isimlerden Leyla Altın gibi isimler bir araya gelmişlerdir.

1968 yılında çekilen ikinci versiyonu Safa Önal’ın senaryosundan yola çıkarak Ülkü Erakalın çekmiştir.

İrfan Ünal ile Recai Akçaoğlu’nun finanse ettikleri, özellikle 1960’lı ve 1970’li yıllarda bu alanda çalışan Orhan Kapkı’nın  görüntü yönetmeni olarak çalıştığı ikinci versiyonda; Türkan Şoray, Ekrem Bora ve Yeşilçam’ın aslında erotik olarak adlandırılan ancak daha çok sürreel ve fantastik öğeler barındıran sinema filmlerinde görülen, soyadının tersi bir hayatın izini süren Mine Mutlu gibi oyuncular performanslarını sergilemişlerdir.

Bu eserden sonra, melodramatik kurgunun izini süren başka bir eser olan İlk ve Son Yeşilçam Sokağı’na iki kez “Merhaba!” demiştir.

Genç yaşında büyük bir mirasa konarak çiftlik sahibi olan bir kadın ve çiftliğinde müdür olarak görev yapan erkek ve erkeğin eski sevgilisi arasındaki aşkları anlatan eser ilk kez Atıf Yılmaz tarafından 1955 yılında sinemaya uyarlanmıştır.

Yapımcılığını, aynı zamanda başrolde oynayan Cahide Sonku’nun, senaryo yazımını Sadık Şendil’in, görüntü yönetmenliğini Mike Rafaelyan’ın üstlendikleri bu ilk versiyonda Sonku dışında; Nuri Altınok ve asıl adı İsmail Galip Arcan olan ve Fransız tiyatrosunun teorisi üzerinde yoğunlaşmasıyla bilinen Galip Arcan gibi isimler oynamışlardır.

1968 yılında çekilen ikinci versiyonunu Memduh Ün, Kadri Yurdatap ile finanse ederek yönetmiştir.

Ün’ün, Yeşilçam’a verdiği emek hiçe sayılan Ayşe Şasa ile senaryo üzerinde dirsek çürüttüğü bu versiyonda Cahit Engin görüntü yönetmeni olarak çalışmıştır.

Cüneyt Arkın, Selda Alkor ve asıl adı Eva Abrahamson olan ve 1960 ve 1970’li yıllarda Yeşilçam’da boy gösteren Eva Bender gibi oyuncuları kadrosuna alan bu uyarlamadan sonra, bünyesinde yine melodramatik özellikler barındırmakla birlikte, savaş ve çete konulu eserlerini andıran Çölde Bir İstanbul Kızı isimli eser görüntü ile canciğer kuzu sarması olmuştur.

Eşkıya tarafından kaçırılarak bir Arabistan çölüne götürülen bir kızla, eşkıya reisinin yine çatışma refakatinde ilerleyen aşkını anlatan eser, senaryosunu yazan ve yapımcılığını Turgut Demirağ ile üstlenen Faruk Kenç tarafından 1957 yılında sinemaya taşınmıştır.

Enver Burçkin’in görüntü yönetmeni olarak çalıştığı bu uyarlamada; Belgin Doruk, Turan Seyfioğlu, Bülent Oran gibi isimler, figürlere hayat vermişlerdir.

Karakurt’un, ötekileştirme mekanizmasını bu kez Araplara odaklanarak işlettiği bu eserinden sonra sıra, üç kez uyarlanan sinema filmleri diyarını mesken tutan Ömrümün Tek Gecesi isimli esere gelmiştir.

Kıskançlık krizine tutulan bir kadının, sevdiği erkeği ve erkekle birlikte olan kadını öldürmesini ve kendisinin de intihar etmesini, bir tesadüf eseri, öldürülen kadının ablasıyla, kadınla birlikte olan erkeğin yaşadığı aşkı anlatan eserin ilk versiyonunu, senaryoyu da yazan Arşavir Alyanak 1959 yılında yönetmiştir.

Şahan Haki’nin yapımcılığını, Turgut Ören’in görüntü yönetmenliğini, aynı zamanda şarkı sözü yazarı olan Baki Çallıoğlu’nun müzik hazırlama işini üstlendikleri; Belgin Doruk, Fatma Girik ve asıl adı önce Mualla Fosforluğu, sonra Mualla Kavur olan Mualla Fırat gibi isimlerin oynadığı bu versiyondan sonra çekilen ikinci versiyonu, Safa Önal’ın senaryosundan hareket ederek, genellikle avantür işlere imza atan Osman Nuri Ergün, Berker İnanoğlu’nun mali desteğini alarak 1968 yılında çekmiştir.

Nejat Okçugil’in görüntü yönetmeni olarak çalıştığı, müziklerine, sözleri Faruk Nafiz Çamlıbel’e ait olan İntizar, Artık Sevmeyeceğim gibi nostalji muhterislerince yağmalanan içli ezgileri de besteleyen Suat Sayın’ın imza attığı; Filiz Akın, Ediz Hun, Fatma Karanfil ve Diclehan Baban gibi isimleri kamera önünde buluşturan bu versiyondan sonra çekilen üçüncü versiyonu, senaryo için başka imza aramayan Osman Fahir Seden, Memduh Ün tarafından finanse edilerek 1984 yılında çekmiştir.

Orhan Oğuz’un görüntü yönetmenliği için kolları sıvadığı, şimdilik son versiyonda; Hülya Avşar, Kenan Kalav, Suna Yıldızoğlu ve kendisiyle aynı soyadı taşıyan ve biraz daha düzeyli yapımlarda görülen kumral oyuncudan, hem genelde sığ yapımlarda oynamakla ve sarışın olmakla ayrılan Ayşegül Ünsal gibi isimler alın teri dökmemek için buluştukları izlenimini uyandırmışlardır.

Tesadüf ün katalizöründe ilerlediği için sığlıktan kurtulamayan ve sığlığın izi takip edilerek uyarlanan bu eserden sonra, Sokaktan Gelen Kadın isimli eser görüntü ile iki kez senli benli olmuştur.

Yükünü ziyadesiyle tutan bir hayat kadını ile bir fabrikatörün aşkını anlatan eseri ilk olarak, senaryosunu da yazan Arşavir Alyanak 1961 yılında sinemaya uyarlamıştır.

Yapımcılığını Hürrem Erman’ın, görüntü yönetmenliğini ise Gani Turanlı ile Mike Rafaelyan’nın üstlendikleri bu versiyonda; Ahmet Mekin ile Şahane Kadın olarak ünlenen Sevim Çağlayan’a başroller paylaştırılmıştır.

1984 yılında uyarlanan ikinci versiyonunu ise, senaryosunu kendisi kaleme alan Orhan Aksoy, mali desteği Memduh Ün’den alarak ve etkileyici görüntü tespiti için Çetin Tunca ile çalışarak çektiği bu versiyon da;  bir ara şarkıcılığı fiziğini kullanarak deneyen ve bu deneyiyle sarakaya alınan Afrodit lakaplı Banu Alkan ile genellikle ailenin gözünü budaktan sakınmayan abisi olarak hatırlanan yaşı; Kadir İnanır, Tarık Akan gibi isimlere yakın olduğu halde sözü edilen isimler kadar kitleselleşemeyen Mahmut Cevher’i bir araya getirmiştir.

Karakurt’un kadını iyice sulandırılmış melodram sayesinde ötekileştirdiği, ötekileştirmenin uyarlamalara da yansıdığı vasatın altında gezinen bu eserinden sonra Yeşilçam, Kamalı Zeybek isimli eserinden istifade etmiştir.

Çakırcalı Mehmet Efe’ye diş bilemesiyle iştihar eden Kamalı Zeybek’in hayat hikâyesini merkezine oturtan bu eseri, adı hafızalarda yer etmeyen Nuri Akıncı, hem yapımcılığını üstlenerek hem de, başrolde oynayan Yılmaz Güney’in kaleme aldığı senaryoya yaslanarak 1964 yılında çekmiştir.

Cezmi Ar’ın görüntü yönetmeni olarak çalıştığı bu uyarlamada Güney dışında, Nebahat Çehre ve unutulmuş isimlerden Barbaros Erbeşler performans sergilemişlerdir.

Toplumcu-Gerçekçi bir sinema insanı olarak bilinen Güney’i, Türk milliyetçiliğini yüzeysel bir şekilde ve laubalileştirerek kurgusal eserlerine, sırtında çıkan kamburu umursamadan taşıyan Karakurt ile buluşturan, bu özelliğinden dolayı Güney’in biyografisinde yer bulamayan bu uyarlamanın ilham aldığı Karakurt’un savaş odaklı eserlerini anımsatan Kamalı Zeybek’te de anlayış ve söylem istikametini şaşırmamıştır.

Bu eserinden sonra uyarlanan ve görüntüyle bir kez buluşturulan Son Tren isimli eserde Karakurt yine, melodramın yüzeyinde turlamıştır.

İhtirası hayatının kilidi ve aynı zamanda anahtarı gibi gören bir kadının yakışıklı ve biyolojik bağlamda genç bir erkeği baştan nasıl çıkardığını, baştan çıkan erkeğin, onu seven ve sevmeyi değil de sadece baştan çıkarmayı düşünen kadın arasında kalmasını anlatan bu eseri sinemaya, senaryosunu da yazan Nejat Saydam, Murat Köseoğlu tarafından finanse edilerek uyarlamıştır.

Melih Sertesen’in görüntü yönetmeni olarak gayret sarf ettiği bu uyarlama; Hülya Koçyiğit, Tamer Yiğit ve Neriman Köksal gibi isimleri bir araya getirmiştir.

Karakurt’un bir kadın figürünü, ihtiraslı oluşunu bahane ederek ötekileştirdiği, diğerini etliye sütlüye karışmadığı için yere göğe sığdıramadığı bu eserinden sonra, Kadın İsterse isimli eseri Yeşilçam Sokağı’na buyur edilmiştir.

Bir Rus generalinin kızı ile Türk Ateşemiliteri(Askerî Ateşe) arasındaki aşkı anlatan eser, senaryosunu yazan Nejat Saydam tarafından 1965 yılında sinemaya uyarlanmıştır.

Saydam’ın önceki uyarlamada çalışan kamera arkasındaki ekibi değiştirmediği bu uyarlamada; Hülya Koçyiğit, Ayhan Işık ve soyadıyla uyumlu figürleri canlandıran İbrahim Delideniz gibi isimler buluşturulmuşlardır.

Karakurt’un ötekileştirme mekanizmasını deveye, farklılıkları bir araya getiren aşkın gücünü gözler önüne sermek için yerleştirmediği bu eserden sonra sıra, dümenini Çin’e doğru kırdığı Erikler Çiçek Açtı isimli eserine gelmiştir.

Gerçekleşen terör olaylarını bastırmak için Türkiye’den Hong Kong’a gönderilen bir binbaşı ile gözlerini dünyaya Hong Kong’ta açan evli bir kadının önce dost ardından sevgili olma süreçlerini anlatan eseri Osman Nuri Ergün 1968 yılında, Safa Önal’ın senaryosunun izini sürerek, Berker İnanoğlu’ndan mali destek alarak görüntü ile buluşturmuştur.

Kenan Kurt’un görüntü yönetmeni olarak çalıştığı bu uyarlamada yine Ayhan Işık, bu kez Selda Alkor ile bir araya getirilmiş, onlara da Cahit Irgat ve Turgut Özatay gibi isimlerin eşlik etmesi sağlanmıştır.

Türk binbaşının gücüne bu türdeki eserler gereği vurularak ismini değiştiren Hong Kong doğumlu bir kadın üzerinden ötekileştirme mekanizmasının yeniden çalıştırıldığı, bu yapılarak Çinlilerden Asya Hun devletinin öcünün alındığının düşünüldüğü bu eserden sonra, toplumsal içerikli olma yolunda melodram rehberliğinde ilerlediği için toplumsal içeriğini hasıraltı eden Ölünceye Kadar isimli esere Yeşilçam’ın oksijeni yetersiz havası teneffüs ettirilmiştir.

Toplumsal değerlere sımsıkı bağlı, namusu için cinayeti bile göze alabileceğini söyleyen, bir üniversitede profesör olan bir erkek ile ona sırılsıklam âşık olan biyolojik bağlamda genç bir kızın ilişki ve çelişkilerini anlatan eser 1970 yılında, senaryosunu da yazan Safa Önal tarafından filme alınmıştır.

Yapımcılığını Berker İnanoğlu’nun, görüntü yönetmenliğini Nejat Okçugil’in, müzik hazırlama işini Metin Bükey ile güfteleri yanında, gırtlak nağmesine ziyadesiyle veren sık dokunmuş besteleriyle ve Devlet Sanatçısı unvanıyla bilinen Avni Anıl’ın hazırladıkları bu uyarlama; Ayhan Işık, Zuhal Aktan ve Arzu Okay gibi isimlere kadrosunda yer vermiştir.

Kadını aciz göstererek yine ötekileştiren bu eserin ardından Bir Kadın Kayboldu isimli eser Yeşilçam Sokağı’nda kendisine yer bulmuştur.

Kocasını deli gibi seven ancak sevgisine karşılık bulamayarak aldatılan, aldatılmasının intikamını kocasını öldürerek ve sevgilisini yaralayarak aldığına inanan bir kadının trajik hayatı üzerine kurulu olan eseri yine Önal, senaryo için başka kalem aramayarak 1971 yılında görüntü ile buluşturmuştur.

Yapımcısı değişmeyen, Nejat Okçugil’e görüntü tespitinde Özdemir Öğüt’ün eşlik ettiği bu uyarlamada; Türkan Şoray, Ekrem Bora ve asıl adı Hatice Perihan Özbeserek olan ve vamp kadın olarak anılan Peri Han gibi isimler buluşturulmuştur.

Cinayet işleyen bir kadının ruh tahliline girişmek adına yine acizlik üzerinden ötekileştirmeye davetiye çıkaran, aciz kadının zıddı konumundaki hemcinsini de sadece negatif yönleriyle tanıtarak ötekileştirme alanını genişleten bu eserden sonra Aldatacağım isimli eser, uyarlama kıyısına demirlemiştir.

Kocasıyla birlikte, tanınmış ve cebini ziyadesiyle doldurmuş bir ‘yazara tuzak kurarak ondan para sızdırmaya çalışan, bu iş rutinleşince para yerine aşkını tercih ederek yazara bağlanan, birlikteliğine çomak sokmaması için kocasını öldüren, öldürmesinin cezasını çekerken yine yazar tarafından kurtarılan bir kadının hayatına derine inmeden mercek tutan eser,  1991 yılında, Orhan Elmas tarafından sinemaya, Safa Önal’ın yazdığı senaryo ile üzerinde oynanarak ve adı Kaderimsin şeklinde değiştirilerek uyarlanmıştır.

Yapımcılığını Sezer İnanoğlu’nun, görüntü yönetmenliğini Sedat Ülker’in üstlendikleri bu sorunlu uyarlamada ise; Kadir İnanır, Banu Alkan, Serpil Çakmaklı ile birlikte, 1980 sonrasının Yeşilçam’ında vamp kadın figürleri canlandıran Ahu Tuğba ve asıl adı Ünsal Altınay olan ve genellikle avantür sinema filmleri için tercih edilerek yeteneği hasıraltı edilen Ünsal Emre gibi isimler oynamışlardır.

Kadir İnanır’ın yazarı değil fabrikatörü canlandırdığı, İnanır’ın; Sultanoğlu, Emanet gibi sinema filmlerini anımsatan bu üzerinde oynanmış uyarlamadan, Karakurt’un,  Muazzez Tahsin Berkand’ın eserde yazara can yeleği misyonu yükleme şeklindeki tavrıyla bağdaştırılabilecek olan bu eserden sonra şimdilik, Karakurt’un herhangi bir eseri görüntü seyahatine çıkarılmamıştır.

Görüldüğü üzere Esat Mahmut Karakurt’un sinemaya uyarlanan, televizyon için şimdilik ele alınmayan eserlerini; savaş ortamı bahane edilerek sulandırılmış milliyetçiliğin servis edildiği ve sadece melodramın değil, ele alınan her konunun yüzeyinde gezen eserler olmak üzere iki grupta ele almak mümkündür.

İki grupta değerlendirilebilecek olan eserler, ötekileştirme mekanizmasının ısrarla kullanılmasıyla bir ortak paydada buluşabilmişlerdir.

Sözü edilen mekanizmadan en fazla nasiplendirilen kadın figürlerdir. Kadınları, ya aciz, ya da yuva yıkan özellikleriyle tanıtmayı amaçlayan Karakurt’un eserlerinde kadına nefes alma hakkı tanınmamıştır. Erkek figürler ise her daim güçlüdür. Kadınların nefes alma hakkını ancak, arada hovardalık yapabilecek olan bu erkekler teminat altına alabilmişlerdir.

Bu söylemiyle Karakurt’u yukarıda da sözü edildiği gibi, sırf melodramatik kurguyla ilerlediği için Kerime Nadir Azrak, Güzide Sabri Aygün, Muazzez Tahsin Berkand gibi karşı cinslerinin dairesinde ele almak imkân haricindedir. Onun konumlandırılacağı yer; Aka Gündüz’den Oğuz Özdeş’e uzanan,  ırkçılığı, teorik arka plandan mahrum sulandırılmış milliyetçilikle enjekte etmek için çaba harcayan isimlerin bulunduğu yerdir.

Belgin Doruk, Hülya Koçyiğit, Türkan Şoray, Filiz Akın, Fatma Girik gibi kadın; Ayhan Işık, Kartal Tibet, Ediz Hun gibi erkek oyunculara; yukarıda sözü edilen yazarların sinemaya uyarlanan eserleri dışında Karakurt’un uyarlanan eserlerinde de ön planda yer verilmiş, yetenek sergileme sorunu bu uyarlamalarda da yaşanmıştır. Yılmaz Güney önceden tesadüf edilmeyen bir isimdir ve senaryosunu yazdığı eserin filmografisinde kayda değer bir yeri yoktur.

Aka Gündüz ve Oğuz Özdeş’in çağdaşı olan Esat Mahmut Karakurt’un ve melodramı içselleştiren isimlerin izi Selim İleri tarafından takip edilmiştir.

Bu izin nasıl takip edildiği ise İleri’den uyarlanan eserlerde ele alınacaktır.