Ediz Hafızoğlu’na her an her yerde rastlayabilirsiniz. Birçok farklı gruba, birçok farklı sanatçıya davul çalıyor, beste yapıyor. Bir gecede üç farklı konserde çaldığı efsane değil gerçektir. Ediz ile ilk yaptığımız röportaj sırasında aslında bu albümün demoları hazırdı, bir kısmını da dinlemiştim ancak röportajdan 3 gün sonra Gezi Parkı protestoları başladı,  sonrası malum.

 

Bulgarca “Şerefe” anlamına gelen “Nazdrave” ismini verdiği kendi şarkılarından oluşan albüm 2015 yılının ilk günlerinde çıktı, şimdi Ediz’in besteci kimliğini tanıma zamanı.

 

Röportaj:  Ceren Candemir

Viral Mecmua özel röportaj

 

Ceren Candemir: İlk röportajı yaptığımız sırada şöyle bir şey demişsin; “Artık gaz maskemizi alıp çıkacağız sokağa başka çaresi yok” 3 gün kadar sonra hakikaten de dediğin gibi oldu.

 

Ediz Hafızoğlu: Hissediliyordu ama o gerginlik. Reyhanlı olayı, internet eylemi, Emek sineması falan sürekli bir şeyler için sokağa çıkıyorduk.  Yeter deme noktasına gelmiştik, patladı zaten.

 

C.C: O günlerde albümün demoları hazırdı diye hatırlıyorum, bana dinletmiştin hatta bazı şarkıları, albümün çıkması niye bu kadar zaman aldı?

 

E.H: Seninle konuştuğumuzda ilk kayıtlar son haline baya yakındı aslında. Bir de o arada kaza geçirdim hatırlarsan, ayağım kırılmıştı. Üzerine de Gezi Olayları olunca müzik yapma motivasyonumuz düştü. Epey bir durduk. Geçen Nisan’da kayıtlar bitti, Ekim’de çalmaya başladık. Çalmaya başlayınca  bir grup oluşturma ihtiyacı oldu. Ben farklı gruplarla çaldığım için orada çalanları organize ettim, aşağı yukarı kırk kişilik bir orkestraya doğru gidiyordu. O kadar insanı nasıl sahneye taşıyacağız diye düşünürken şimdiki kadro oluştu. Şu an sahnede çaldığımız dokuz kişi var. Çalmaya başlayınca da “Albümü bir daha mı kaydetsek?” diye bir düşünce oluştu kafamızda, Ceylan (Ertem) da çok ısrar etti tekrar kaydedelim diye. 1 Nisan’a lansman günü almıştık, ondan iki gün önce kayıtlar bitti.

 

 

C.C: Kayıtlar nasıl geçti?

 

E.H: Şarkıları canlı kaydettik, Babajım Stüdyolarında. Babajım da sağ olsun maddi açıdan çok destek oldu. Kayıtlar sırasında videolar da çektik, Erdal Kaş sağ olsun geldi çekti,  bacılarını kaçırdı gerçi. Grup o kadar hazırdı ki ve öyle bir hızla çaldık ki, Erdal gelene kadar 3 parça çalmıştık. Zaten 9 parça albüm! (gülüyor) Kayıtları yaptık; Tunç Eye of a Hurricane ve Kutlu Olsun isimli parçalara elektronik düzenlemeler yaptı, neredeyse bütün parçalara perküsyon çaldı. Darmstadt’a yolladık kayıtları, Hüseyin Köroğlu mix ve masteringi yaptı. Kasım gibi albüm hazırdı. Piyasaya çıkması, dağıtımı falan anca Ocak ortasını buldu işte.

 

C.C: Albümü dinlerken bunun bir nevi “Davulcunun Seyir Defteri” olduğunu düşündüm. Birlikte çaldığın her gruptan bir iz var sanki… Sen bu konuda ne söylemek istersin?

 

E.H: Kesinlikle öyle. Geçenlerde onu düşündüm zaten, müziğini yazdıklarımı geç sadece prova çaldığım grupların, her şeyin etkisi var. Bütün o provalar dahil herkesten ne kadar çok şey öğrenmişim.  Yansımalar’dan tut Kara Orkestra’ya, çocukluğumdan beri çaldığım tüm grupların bana katkısı oldu.

 

C.C: Albümü ithaf ettiğin kişiler kim?

 

E.H: Cihan Hafızoğlu, genç yaşında kanserden kaybettiğim kuzenim, Mümin Musaoğlu bana müziği sevdiren dedem…

Ediz Hafızoğlu dedesiyle…

 

C.C: Müziğe deden mi başlattı?

 

E.H: Dedem beni müziğe yönlendirdi. Bulgaristan da köyde yaşıyordum, bir sürü şey yapıyordum zaten. Futbol oynuyordum, tarlada çalışıyordum… Dedem müzisyen olmamı çok istedi, Sofya’ya gidip Sofya radyosunda çalan bir Türk müzisyenden bana bağlama aldı. Şenol Ağabey diye biri vardı ondan ders almaya başladım. Babamın bir darbuka geçmişi vardı. Evde fotoğraflar var; babam darbuka çalıyor, yanında ben küçük darbukayla, Şenol Hoca bağlama çalıyor, annem koroda söylüyor. Dedemler Bulgaristan’daki Türklerin ilk sanat topluluğunu kurmuşlardı komünizmden sonraki dönemde Türkçe serbest olunca. Dedemler 3 arkadaş öncü olmuşlardı. Kemal Dede, Şahabettin Dede ve benimki. Şehabettin Dede koreograftı, dans gösterileri yaptırıyordu. Dedem de organizasyonları yapıyordu. Ben çocukluğumda 2 sene boyunca turnedeydim, 200 konser falan çalmışımdır. Her hafta bir köydeydik, bütün Bulgaristan’da çaldık. Yarışmalara katıldık, birincilikler aldık… 12 yaşında bunları yaşamak çok enteresandı.

Ediz Hafızoğlu babasıyla

C.C: Şimdiki konser tempon eskilere dayanıyormuş desene! Bir ara gecede üç konser çalıyordun hala öyle mi?

 

E.H: Şu an o kadar yoğun değil çünkü köye taşındım. Trakya’da orman içinde müstakil bir ev tuttum, köpekleri de yanıma aldım. Davul kurulu, istediğim zaman çalabiliyorum. Provalarda, konserlerde çalmak tamam da etüt yapmak lazım esas. Okuldayken sürekli çalıyordum, o imkanı bulamaz oldum. Şimdi köyde bol bol çalıyorum, yeni şarkılar yaptım hatta ikinci albümün şarkıları bitti bile.  23-24 tane parça var. Birsen Tezer’e, Yasemin Mori’ye, Elif Çağlar’a parçalar yaptım. Haziran’a kadar oradayım.

Ediz’in meşhur köpekleri Mila ve Maya

 

C.C: Şu çok tartışma yaratan Whiplash filmi için ne düşünüyorsun?

 

 

E.H: Fragmanını izlediğimde “Oh, sonunda müzisyenlerin hayatını anlatan bir film yapılmış!” demiştim ama Rocky filmi gibi bir film olmuş biraz. Yine de insanların ilgisini müziğe çekmesi iyi oldu. Bir tek “hızlı çalarsan iyi müzisyensin” gibi bir vurgu var; öyle bir şey değil müzik.  Ama sonuçta bu bir film, biz de doktorlarla ilgili bir sürü film izliyoruz, vay be diyoruz da kim bilir doktorlar ne düşünüyor. Bu tip filmler profesyonellere bir şey ifade etmiyor ama insanların ilgisini çekmesi açısından iyi bir şey.

 

C.C: Nazdrave konserleri ne zaman?

 

E.H:  17 Mart ve 21 Nisan Beyoğlu Hayal Kahvesi var. Ankara, İzmir, Eskişehir, Bursa planları var.

 

C.C: Sormadan geçemeyeceğim albüme Nazdrave demişsin, peki neyin şerefine?

 

E.H: Albüm Gezi’den önce yapıldığından içinde Gezi’ye dair şarkı yok, aslında bir ara denedim de ama benden çıkmadı onunla ilgili şarkı sonra olsun da istemedim. Albümün herhangi bir yerinde de geçirmedim ama isminde bir gönderme yapayım istedim. Hem o günlere hem çArşı’ya bir gönderme olsun istedim. Elbette ki “Şerefine Tayyip!”…

 

Albüm kapak fotoğrafı: Ceylan Ertem