CHOPIN VE DÖNEM RUHU

(Fazıl Say’ın ikinci Chopin makalesidir)

Gece 01.00’e kadar Si bemol minör Sonatı çalışmış bir benlik ( o , ben yani) ertesi sabah her zamanki gibi köşedeki börekçiye kahvaltıya giderim, ah, Hürriyet Sözcü filan okuyanlar, ben de okumaya çalışıyorum ama pek de olmuyor, ben paralel evrendeyim,

 ya da RADİKAL bir şey diyelim hadi!

 “ONLAR PARALEL EVRENDE”..

 (!)

 Farzedelim ki öyle olsun

 Beni bir takip et şimdilik, ne dediğimi anlayacaksın;

Şimdi Hayyam der ya

 “Ben düşündükçe var dünya, ben yok, o da yok”

 işte biraz o durum..

 Chopin’in olağanüstü dünyasından kopup gazetedeki filanca haberi veya yazıyı okumak zorunda kalmak olmuyor, gazete bir kenara konuluyor, gazete kendiliğinden bir kenara gidiyor, farkında olmadan.

 Arabalar geçiyor, arabaların içinde sinirli – stresli adamlar…

 Derdin ne?

İnsanlar geçiyor yürüyerek hızlı hızlı, hırsla, endişeyle, , her birinin kafasında kim bilir ne dertler, ne düşünceler?

 Börekçi işini yapıyor kibar oluyor hep, onun doğası kibar ve barışçıl,

 “Fazıl abi bir çay daha ister misin?”

 “Türk kahvesi olsun orta şeker” diyoruz.

Kahve hızlandırır mı?

Yoo?

 Ben sanki bir şeyi yavaşlatmaya çalışıyorum..O yüzden kahve ve sigara içiyorum…

ŞİMDİ

DİNLE

 Neyi yavaşlatmaya çalışıyorum? Sol beynimi mesela?

ARKADAŞ

Daha fazla huzur istiyorum..

 Acıtmasın 1 milimetre yandaki bir milimetreyi istiyorum

 Berceuse ve Noktürn’ler çalışalacak bugün.Acırtmasın yan tarafı bir milimetre, ses çıkarmasın, yer açsın. Bir MİLİM. Bir milim yer açsın ona.. Bu bir mekanizma..

Ne mi istiyorum?

 Kendiliğinden olsun istiyorum her şey.

 Ahhh o doğallık.

Chopın’in doğallığı üzerine dün uzunca düşündüm. Onun o olağanüstü doğallığı.

Pesleri Azrail tizleri melek misali. ah o doğallık, düsünceler ve hülyalar arasında Polonya’ya uçup giden… o..

1845’de Fransa’da , veremli,

 (sevgilisi kendisini her gün aldatır iken ,hatta en sevdiği dostları ve en büyük rakipleri ile aldatır iken!) o sessiz , sakin, DOĞAL, beste yapmayayapmaya koyulur ve 8 yaşındaki 1810’lardaki kendi çocukluğuna akıp gider…

 filan….
 Uzun iş… Anlatması.
O, 1845’de Fransa’dayken Polonya’daki çocukluğuna dalmış gitmiş de; Ben? 
 Ben “O”nu nasıl yaparım?
 2013’de Türkiye’de, AKP kargaşasında, bir börekçide ben, 2013’de bambaşka bir milletin bambaşka bir dönemde yaşamış bestecisinin, bambaşka dertler ve hasretler içindeki eserine, Fransa’dan çocukluğuna gidişine anneannesinin söylediği şarkıyı hatırlayışına
 Frederick’in ,Piootr ile 6-7 yaşındayken oynadığı oyunlara 
 söylediği şarkılara, dalmak zorundayım
 yani 
 dalma içinde dalma içinde dalma yapmak zorundayım..
 Ah Chopin
 Arabalar ve stresli insanlar geçiyor börekçinin önünden ben hala BU DÜNYA’da değilim
 
 O dönemin Piyanoları da bugünkünden 3 kat daha hafifti, volumsüz ve iddiasız Piyanolardı.
bir küçük salonda anca duyulacak kadar , ama çok hafiflerdi, ve ah Chopin, 
 o yazılan eşlikller sol eldeki bu günümüz enstrümanlarında çok zor kardeşim, o hafiflik yok bugün, her şey 3000 kişilik salonlarda tınlayabilsin daha çok para kazanılsın diye tasarlanmış… Zor iş zor…
 

Fazıl Say 2013