Bina’da sanat konseptini öğrenmek için Yüksek Mimar Deniz Biber ve Yüksek Mimar Kerim Kürkçü Viral Mecmua için konuştuk. 

 

1)  Bina’da Sanat konseptini bize anlatır mısınız?

Kunst am Bau (Bina’da Sanat), Almanya’da 20. yüzyıl ortalarından beri devlet politikası olarak benimsenen bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım ilk kez 1919 tarihli Weimar Anayasası’nın 142. maddesini baz alan sanatçılar derneğinin inisiyatifiyle geliştirildi. Bu maddeye göre: ‘‘Sanat, bilim ve öğretim bağımsızdır. Hükümet bu alanları korumak ve destek vermekle yükümlüdür’’. Kısaca Kunst am Bau’nun, başta devlet olmak üzere, inşaat yapan yatırımcıların, yatırım konusu olan kamu binalarının, toplam yatırım maliyetinin yaklaşık yüzde 1’i oranında bir bütçeyi sanata ayırmasını yükümlülük haline getiren bir yaklaşım olduğunu söyleyebiliriz.

Bugün ülkemizde, genellikle gayrimenkul ve perakende sektöründe, özellikle de yeni kamusal alana örnek gösterilebilecek alışveriş merkezlerinde “binada sanat” yaklaşımının bir yansıması olarak sanat eserleri yer alıyor. Bu da, aslında birbirine benzeyen alışveriş merkezlerinin farklılaşmasına ve mekânsal hafızanın güçlenmesine katkı sağlıyor.

2)   Mekâna uygun eserleri nasıl seçiyorsunuz?

Sanat eseri yerleştirilecek yapı/mekân ile kimi zaman konsept proje aşamasında ama genellikle de şantiyesi devam ederken temaslarımız başlıyor. Bu sürecin başlangıcında öncelikle yapının mimari ve içmimari konseptlerini anlamaya ve kullanılan malzeme, renk ve doku paletlerine hakim olmaya çalışıyoruz. Sonrasında plan ve kesitler üzerinden sanat çalışmaları uygulanabilecek alanları belirliyoruz. Bu aşamada portfolyomuzdan yapının mimari konseptine uygun çalışmalar yapabilecek sanatçıları seçiyoruz. Seçilen sanatçılarla birlikte projeler inceleniyor, onlara konsept, renk ve doku paletleri aktarılıyor ve birlikte saha gezilerimiz başlıyor. Kunst am Bau yaklaşımında uygulanan sanat eserlerinin yerleştikleri mimari ve çevre ile ilişki kurması gerekiyor. Bu nedenle biz de herhangi bir sanatçıdan mevcut bir eserini almak yerine bizim, projenin konsept mimarlarının ve yatırımcı firmanın temsilcilerinin de onayladığı sanatçı veya sanatçılardan mekâna özel eserler üretmelerini istiyoruz.

3)   Turkmall bu yaklaşımı nasıl sahipleniyor?

Turkmall, “Bina’da Sanat” yaklaşımının günümüz kamusal alanını sanatla buluşturan bir yöntem olduğuna gönülden inanıyor. Bu anlayış doğrultusunda da 2005 yılından bu yana geliştirdiği tüm projelerine Biber Mimarlık danışmanlığında “Binada Sanat” konseptini taşıyor. Turkmall bugüne kadar Forum İstanbul, Forum Mersin, Forum Çamlık, Forum Aydın, Bulvar Samsun, Novada Tokat gibi Türkiye’nin çeşitli illerinde gerçekleştirdiği  20’den fazla projede 75 kalıcı sanat eserine ev sahipliği yaptı. Böylece mimari ile sanatı entegre ederek, yıllardır kapalı birer kutu olarak tanımlanan alışveriş merkezlerinin, kentlileri içine çeken yeni ve nitelikli bir yaşam alanı olarak tanımlanmasına öncülük ettiğimize inanıyoruz.

4)   UNIQ İstanbul’daki sergi ve bu mimari yaklaşım hakkında bilgi verir misiniz?

Turkmall’un kültür-sanat alanındaki en büyük yatırımı olarak Kasım ayında kapılarını açacak olan UNIQ İstanbul’un yönetim binası Ağaçlı Ofis’te yer alan  Turkmall Sanat, bu anlayışın bir yansıması olarak, 12 sanatçının toplam 32 resim, heykel ve enstalasyon çalışmasını bir sergide topluyor. Böylece, Turkmall’un AVM projelerinde çalışmaları sergilenen sanatçıların güncel eserlerinin ilk kez bir arada, sanatseverlerle buluşmasını sağlıyoruz.

Bina’da Sanat” uygulamalarında sanat çalışmalarının yapı ve etrafındaki alanla uyumlu bir dilde olması gerekiyor. Bu noktada; sanatçıların yapının mimari konseptini irdeleyerek, kendilerine has yorumlar getirmeleri önem kazanıyor. Geliştirdiğimiz her projede yer alan, binanın kendine özgü mimari konseptini ve çevresi ile kurduğu ilişkiyi yansıtan sanat eserleri, küçük ölçekte bulunduğu bölgenin, büyük ölçekte ise Türkiye’nin kültürel ve sanatsal belleğinin gelişmesine ve korunmasına destek oluyor.

5) Mekânsal hafıza ile neyi kastediyorsunuz? Sizce ülkemizde “mekânsal hafıza” ne durumda?

Bir yeri tarif ederken cam cepheli binadan sağa dön, kırmızı heykeli görünce sola dön gibi kodlar kullanırız. İşte buradan hareketle, bahsettiğimiz mekânsal hafıza, kullanıcının ilişki kurduğu mekâna dair aklında kalanlardır. Hepimiz gün içinde ya da tatillerde birçok yapı ve iç mekân ile karşılaşıyoruz. Kimi aklımıza yer ederken, bazılarını da kolayca unutuyoruz. Biz yapıya yerleştirilecek sanat eserlerinin bu anlamda hafızayı güçlendireceğini, insanların mekânla daha fazla görsel ilişki kurmasını sağlayacağını düşünüyoruz.

6)   Bina’da Sanat” uygulamasının insanlar üzerinde sizce nasıl bir etkisi olacak?

 Sanat çalışmalarımızı 2005 yılından beri Türkiye’nin birçok ilinde uygulama imkânımız oldu. Hatta bazı projelerin aldığı uluslararası ödüllerin raporlarında sanat çalışmalarına yer vermelerinin ve kamu yararı gözetmelerinin de etkisi olduğu belirtildi. Bizim şahsi gözlemlerimize ve AVM yönetimlerinden gelen bilgilere göre insanlar AVM ve civarındaki sanat çalışmalarına yoğun ilgi gösteriyor. Mesela çocuklar eserlerle ilişki kurmaya, onları oyunlarının bir parçası haline getirmeye başlıyorlar. Yetişkinler ise özellikle son yıllarda sosyal medyanın da etkisiyle AVM’nin mekânsal verilerinden daha fazla, içinde yerleşen sanat eserleriyle ilişki kurmaya ve onları görsel olarak paylaşmaya başladılar. Gerçekleştirilen sanat çalışmalarıyla insanlara beğendikleri sanatçıların eserleriyle tanışma fırsatı da verilmiş oluyor. Öte yandan da birçok sanatçıya Türkiye’nin farklı yerlerine eser yerleştirme imkânı sağlıyor ve onların çalışmalarını bu anlamda da destekliyoruz.

7)   Günümüzde şehirlerde çoğalan ve çoğu gereksiz olan, çevreciler tarafından da protesto edilen AVMlerin sanatla buluşturulması AVMleri nasıl dönüştürecek?        

Bizim sanat çalışmalarına başladığımız dönemde AVM tasarımlarında da bir değişim yaşanmaya başlamıştı. Eskisine nazaran daha açık mekânlar, kent ile daha entegre ilişki kuran dış cephe ve zemin kat tasarımları, yapı içinde teraslar, büyük balkonlar vb. ile karşılaşıyorduk. Biz de o dönemde bu mimari değişimleri kuvvetlendirecek, dikkat çekecek ve aynı zamanda birer röper noktası oluşturacak yenilikler üzerine düşünüyorduk. Bu noktada yakından tanıdığımız Almanya’daki sanat ve mimarlık ilişkisi üzerine tartışırken yapıları birbirlerinden ayırmak ve prestijlerini sergilemek için kullanılan sanat eserlerine ulaştık. ‘‘Acaba sanat çalışmalarını AVM’lerde de kullanabilir miyiz?’’ sorusunu kendimize ve birlikte çalıştığımız Turkmall’a sorduk. Onlardan büyük bir destek ve teşvik geldi. Sorunuzun cevabı ise; evet, o günden beri AVM’lerin tasarımlarında büyük olmasa da değişiklikler yapılıyor. Yatırımcılar, sanat çalışmaları istediklerini en başta proje mimarlarına iletiyor, bizler sürece daha erken dahil oluyoruz. İlk projelerde sanat eserleri için alanlar yaratmaya uğraşırken, artık projenin en başında sanat eserleri için alanlar rezerve ediyoruz. Bu alanları rezerve ederken de yapının insanlarla kurduğu ilişki, çevresiyle kurduğu ilişki göz önünde bulunduruluyor.