Osmanlı’nın Sosyal Medyası: Kahvehaneler

Osmanlı’da geleneksel mekân algısını ve sosyal rolleri yeniden belirleyen mekânlar olan kahvehanelerin ilk örnekleri 16. yüzyıl başlarında Mekke, Kahire ve Şam’da ortaya çıkar, yüzyılın ortalarında ise İstanbul’a gelir. Şehrin her yerinde yaygın olan kahvehaneler, 16. yüzyılda ev, çarşı ve cami üçgeninde şekillenen gündelik hayatın değişiminde önemli rol oynamış, bu mekânlara ciddi bir alternatif olmuş, her ne kadar sadece erkek sosyalliğini barındırsa da, Osmanlı kamusal yaşamının önemli bir bölümünü oluşturmuşlardır.

Kahvehaneyi kamusal bir alan olarak tanımlamaktansa, özel alanın bir uzantısı olarak düşündüğümüzde, bir nevi sokaktan geçenlerin gözlemleyebildiği özel bir alan, veya kamusal-özel ikiliği skalasında ortada kalan gri bir bölge olarak tanımlamak daha doğru olur. [1] Bu şekilde konumlandırıldığında kamusal-erkek ve özel-kadın ikiliğinin, yani bir anlamda erkek egemen kamusal alan algısının Osmanlı Devleti’nde biraz bulanık olduğu düşünülebilir.

Kahvehanelerdeki sanat ve edebiyat tartışmaları çok geçmeden politize olur ve her kesimin bir arada bulunabildiği bu mekânlarda sosyal olaylar, politika ve ekonomi de tartışılmaya başlar. Bu da o dönemde iktidarın kamusal alan korkusunu ve denetim altına alma çabasını arttırmış, kahvehaneler pek çok kez kapatılmış, kahve içmek yasaklanmıştır.

Kamusal alan teorileriyle bilinen Alman düşünür ve sosyolog Habermas’a göre bireyler arasındaki konuşmalar politik hareketlerin temelini oluşturur ve bu tartışmaların önemli sonuçları olmayacağının garantisi yoktur. Bu nedenle kahvehane erkek-egemen bir alan olarak tanımlanmış olabilir.[2] Erkekler kadınlara politika ve ekonomi alanlarında düzeni değiştirme yetkisi vermek istemediklerinden kahvehanelere kadınları kabul etmemeyi tercih etmiş olabilirler.

Siyasi iktidarın kahvehanelere doğrudan müdehalesi II. Selim ve III. Murad’ın uygulamalarında görülür. Bu yasaklamalarda Sultan “min-ba’d kahvehane itdürmeyüp” emrini verip bütün kahvehaneleri kapattırmıştır. Bir diğer kahvehane yasağı ise IV. Murad döneminde gerçekleşmiş, kahve ve tütün yasaklanmış kahvehaneler yeniden kapatılmıştır.

Kahvenin 17. yüzyılda  Avrupa’da yaygınlaşmasının ardından Prusya’da ve İngiltere’de kral tarafından, ilk kahvehanelerin 1645 yılında açıldığı İtalya’da ve Fransa’da ise Papa tarafından yasaklanmıştır. Siyasi iktidarların mevcut düzene bir tehdit olarak gördüğü kahvehaneler hemen her dönemde “tehlikeli mekanlar” olmaya devam etmiştir.

Kahve Molası: Kütahya Çini ve Seramiklerinde Kahvenin Serüveni sergisi hakkında detaylı bilgi için tıklayın.

Kaynak:Pera Müzesi Blog yazısı