Burma’da Dört Ayaklı Dost Bol

Aydın Cıngı/Siyaset Bilimci/Yazar

Köpek sahipleri, köpeklerinden uzun bir süre ayrılmanın ne kadar zor olduğunu bilirler.  Köpeğinizi özlersiniz; ama asıl onun çektiği sıkıntıları düşündükçe üzülürsünüz. Köpek, duyarlı ve sahibine bağımlı bir hayvandır. Sizi uzun süre göremeyince kendisini terk edip gittiğinizi sanır. Bu, ondan ayrıyken aklınıza geldiğinde daha da kötü olursunuz. Ayrılış anındaki hüzün yüklü bakışı gözünüzün önünden gitmez. Benim dört ayaklı çocuk, son yıllara değin, ben yola çıktıktan beş altı gün sonra depresyona girer, sıkıntıdan yara çıkarırmış. Dönüşümde de en az bir yarım saat boyu tepemden inmez, acayip tezahürat yapardı. Yaşlandığından olacak; son zamanlarda biraz duyarsızlaştı. Ben gittikten sonra popoyu devirip yatıyormuş. Dönüşlerim de artık eskisi kadar görkemli olmuyor.

Uzun süreli gezilerde kendi çocuğumu özledikçe sokaklarda gezen dört ayaklı dostlarımla halleşirim. Öyle ki, arkadaşlarım, bir Tayland köyünde akşamüstü kafayı bulup koca bir köpekle sarmaş dolaş dans ettiğimi anımsadıkça hala gülüyorlar. Burma’da bu tür dostluklar açısından çok rahattım. Her yerde bolca dört ayaklı buluyordum. Hatta bunlardan birisiyle, konakladığımız bir köyde, kısa süreli ama gerçek bir dostluk bağı kurdum. Gösterdiğim sevgi ve verdiğim yiyeceklerden ötürü bana bağlanan hayvan bütün gece bungalovumun kapısında nöbet tuttu. Sabah kalktığımda ellerimi yaladı. Cipe binip giderken bir bakışı vardı ki, anlatılamaz. O ağlayamadı ama benim gözümden yaşlar aktı.

Büyük Britanya İmparatorluğu’nun eski sömürgelerinden Burma ya da Birmanya, bağımsızlığını geçen yüzyılın ortasına doğru elde etti. Adı da artık Burma değil, Myanmar. Ülke, yaygın deyimle bir etnik mozaik oluşturuyor. 135 farklı etnik grup arasında ağırlıklı olan Birmanlar nüfusun üçte ikisini oluşturuyorlar. Bu arada Karenler, Kaçinler ve daha birkaç etnik grup Birman kökenli merkezi yönetime fırsatını buldukça başkaldırıyor. Esasen Burma ya da Birmanya adının Myanmar’a çevrilmesi de, ülkenin, adını etnik yapının en önemli bileşenine endekslememe kaygısından kaynaklanıyor. Myanmar, 1950’li yıllarda, başarısız bir sosyalizm uygulamasına girişti. 1962’den beri askeri dikta rejimi altında dünyadan yalıtılmış biçimde yaşayan ülke, bireysel turizme ancak son yıllarda açıldı. Siyasal ortamda nispi bir yumuşama belirdi. Böylece ben de, daha önceleri Tayland sınırından bakmakla yetindiğim Myanmar’ı ziyaret edebildim. 

Askeri rejime karşı başkaldırının bayraktarlığını Aung San Suu Kyi yapageldi. Suu Kyi, bu ülkenin kadınlarının çoğu gibi, incecik, bembeyaz ve kuğu boyunlu bir hanım. Bağımsızlık kahramanı General Aung San’ın kızı. Daha önce yerleşmiş bulunduğu İngiltere’den yurduna dönmüş ve generallere bayrağı açmış. 1988’de ciddi bir halk ayaklanmasının önderliğini yapmış. O gün bugündür Suu Kyi, iktidardaki cunta ile kavgalı. Demokrasi mücadelesiyle 1991’de Nobel barış ödülünü de almış olan Suu Kyi, genellikle evinde gözetim altında tutuluyor. Milletler topluluğunun baskısı altındaki cunta, pek fazla da ileri gidemeden, Suu Kyi’nin fizik özgürlüğünü bir ölçüde kısıtlayıp onu siyasal açıdan hareketsizleştirmekle yetiniyor. Bu cunta da, dünyanın başka yerlerindeki benzerleri gibi, mecburen “asmayıp besliyor”.

Biz orada iken de Suu Kyi yine ev hapsindeydi. Evi, Rangoon ya da yeni adıyla Yangon’un biraz dışında, romantik bir gölün kenarında ve yeşillikler içindeydi. Demokrasi savaşçısının yaşadığı yeri görmek, hatta olur da -çok sık çıktığı söylenen- terasında dolaştığı ana rastlarsak ona uzaktan el sallamak istiyordum. Elimdeki kent planı ile yönlendirdiğim şoförümüz, çok sessiz ve efendi bir insan olmasına karşın, nereye gittiğimizi anlayınca itiraz etti. Oraya yönelmek istemedi. Zor bela razı ettik; ama arabayı evin iki sokak ötesinde park etti ve daha ileri gitmedi. İnip eve kadar yaya devam ettik. İnsanları o kadar korkutmuşlar ki cipe geri döndüğümüzde şoför ortada yoktu. Peşimizde üniformalı biri bulunmadığından emin olunca ortaya çıktı.

Yangon çok hoş bir kent. Burmalılar da genellikle yumuşak ve sevimli insanlar. Kente varır varmaz bir cip kiraladık. Orada iki gün geçirip kendimizi kuzeye doğru yola vurduk. Şoförümüz de dünyada gördüğüm en ağırbaşlı ve sakin adamlardan. Tek heceli sözcükler ve ünlemlerle anlaştık. Burmalı erkeklerin çoğu gibi eteklik giyip şıpıdık terlikle dolaşıyordu. Daha önceden saptadığımız güzergahı izledik. Bagan diye bir sit alanı var. İrili ufaklı iki bini aşkın tapınak, anıt ve arkeolojik alandan oluşuyor. Bunlar çok geniş bir alana yayılmış. Güneşi, orada, çan şeklindeki bir Budist tapınağının tepesinde batırmadan “ben dünyada tüm güzellikleri yaşadım” denilemez doğrusu.

Yollar genellikle düzgündü. Her şey planladığımız gibi gitti. Ancak benzin konusu ciddi bir sorundu. Benzin istasyonu çok seyrek bulunduğundan bazen yolda kalma korkusu yaşıyorduk. Uğradığımız bir yerde ise benzin, tek katlı bir evin penceresinden çıkan bir borudan akıyordu. Ağzımız açık kaldı. Pindaya denen ve tırmanarak çıkılan yüksekçe bir yerdeki -tapınağa dönüştürülmüş- mağarada mermer, taş, kireç, tik ağacı vb malzemeden yapılmış sekiz binden fazla Buda heykeli bulunuyor. Orada o gün tesadüfen televizyoncular vardı. Bende herhalde bir star kumaşı var ki, daha sonra Yemen’de de olduğu gibi, bana yanaştılar. Adamları kırmayıp yöreyi ve ülkeyi övücü birkaç söz söyledim. Myanmarlı televizyon izleyicileri sevinmişlerdir.

Yazının devamı Pazartesi Günü Viral Mecmua’da